Kas.16

The Flash

Her şey 6 ay önce Iron Man 1’i izledikten sonra oldu, izlediğim film-dizi tarzları genelde hep komedi – aksiyon olurdu. Ironman ise komedi-aksiyon’a bilim kurgunun eklenmiş haliydi resmen ve izlemekten oldukça keyif alıyordum. Bir şeyler izlemek istediğimde  Marvel ve DC dünyasından film-dizi açıp izlemeye başladım.

Yayınlanmaya başladığı ilk sezondan itibaren yoğun ilgi görmüş olan Flash’ı geçen hafta izlemeye başladım.

Dizi Dc Comics yapımı. DC’ı Batman ve Superman filmleri sayesinde bilsem de detaylı bir şekilde araştırmışlığım yoktu. Flash sayesinde ayrıntılı olarak bakmaya başladım 🙂

Dizinin birinci sezonunu bitirdikten sonra ikinci sezonunu fazla vakit geçirmeden izledim, Şu anda 3.sezonda ve her hafta yayınlanmasını bekliyorum.

İzlediğim ilk fantastik dizi olmasına karşı izlemekten aşırı derece de keyif aldım.

Fantastik filmlerde kurguyu her zaman eksik bulur ve şu olay neden eksik kaldı diye söylenirdim lakin fantastik dizi izleyince sağlam kurgunun dizilerde daha iyi oturduğunu görmüş oldum.

Flash’ı izlerken konuk olarak dahil olan Oliver Queen’i de tanıma şansım oldu. Arrow’u internette kısaca bi araştırdım ve müsait zamanlarımın yeni dizisi olacağa benziyor.

Şimşeğin gücü sizinle olsun.. 🙂

İzlediklerim

Şub.06

Dijital Pazarlama nedir?

Dijital pazarlama uzun uzadıya bilimsel terimlerle açıklanacak ya da örneklerle pekiştirilecek bir açıklamaya sahip değildir. Kısa ve öz olarak dijital pazarlama; dijital kanalları verimli bir şekilde kullanan pazarlama yöntemidir. Bu kanalların başında internet, sosyal medya ve mobil platform gelmektedir.

Yazılı basın, radyo, televizyon ve billboardlar gibi geleneksel pazarlama kanalları, dijital pazarlamanın bir parçası değildir. Bu araçlar uzun bir dönem boyunca etkili ve başarılı olmuş, ancak dijital iletişim çağında verimliliğini büyük ölçüde kaybetmiştir.

Dijital pazarlama e-ticaret demek değildir ya da dijital pazarlama her ne kadar adında pazarlama geçse de sadece ürün satışından ibaret değildir. Firmalar çoğu zaman insanların belleğinde firmayı ilk sıralarda tutmak için, marka bilinirliği yaratmak için de dijital pazarlama kanalını kullanmaktadırlar.

Dijital Pazarlamayı oluşturan 4 ana hatlar bulunmaktadır. Bunlar sırasıyla; Elde et(Acquire), Kazan(Convert), Ölç-Optimize et (Measure and Optimize) ve Sahip Çık, Büyüt (Retain and Grow)

Firmalar dijital pazarlamayı genellikle işinde uzman firmalar aracılığı ile gerçekleştirmekte bazı kesimler dijital pazarlama uzmanlarını bünyelerinde çalıştırmaktadırlar.

Geleneksel medyanın hâkimiyetini kaybetmeyi sürekli sürdürdüğü bu serüvende dijital pazarlamanın payı sürekli yükselmektedir.

Yönetim Bilişim Sistemleri

Oca.31

Kartondan Hikayeler

Uzun zamandır yazamayışıma kızgın bir tavırla başladım yazmaya, bu sefer yine bir hikayeye girişmek istedim ve dokundum klavyemin tuşlarına..

Bisikleti durdurmuş bir çöp tenekesinin kenarında duran karton kutulara baktı. Elindeki mavi renkli maket bıçağını eline aldığı bir mukavva kutuya sürttü.

  • cilet mübarek! Cilet. Bu gün iyi günümdeyim. Bunları bir de elli kuruşa okut bilirsem? ,

Şehrin ışıkları yolları arabaların kaportalarını aydınlatıyordu. Adam kasketli idi. Yüzündeki sakalı kaşınıyor, kaşımak zorunda kalıyordu. Kartonları kesip istif etti. Silifke sakindi bugün. Bir köpek dilini sarkıtarak durdu. Çöp tenekesini kokladı. Arka ayağını kaldırıp tenekenin yanına işedi sonra koşar adımlar la yürüdü. Adam topladığı kartonları kesip istif ediyordu. Bir otomobil son ses müziğini açmış son sürat geçti gitti. Uzak caddelerden birinde penceresi sokağa açık evden bir karı koca kavga ediyordu haykırarak. Sonra elindeki kartonları özenli bir şekilde bisiklete yükledi. Başka bir sokağa yöneldi adam sonra. Bu sokakta bu sefer birkaç karton, yarısı kesilmiş pet şişe yarı içilmiş bira şişeleri görünce daha bir ışıldadı gözleri. Bunları ayrı bir poşete koymuştu. Yüzü bir memnuniyet ifadesi ile aydınlandı. İleride karşıda bir genç cebinden bir kibrit çıkararak avuçlarının arasında yaktı. İleride bir ara sokakta bir polis arabası yavaşlayıp, ışıklarını duvarlara yansıtıp kayboldu gitti.

Bir adam içmiş, karanlık gölgesi ile yalpalayarak yürüyüp o biçim ana avrat küfür ederek haykırdı. Sonra gelip bir çöp tenekesine kustu. Adam hala toplamaya devam ediyordu. Az ilerisin de iki sevgili bir sokak lambası altında öpüşerek ayrıldı. Koltuğunun arasında gazetesi ile yürüyen bir adam çöp tenekesinin yanında durup elindeki bir tomar işe yaramaz kâğıtları çöp kutusuna attı, Sonra ağırca ilerledi. Adam tekrar kaşıyarak sakalını gazete atılan çöp kutusuna yanaşarak atılan kâğıtları alıp sepete attı. O çöp tenekesinin hemen dibinde ki evin ışıkları yandı. O demin ki çöp tenekesine gazete kâğıtları atan adamın evi idi. Adam sokağa bakan odada sokağa bakan bir pencerenin kenarında koltuğa oturdu. Televizyonu açtı. Karton toplayan adam pencereye yanaştı. Haberleri daha iyi duymak için.

“Yeni yasa mecliste kabul edildi” Adam pencereden çekildi. Büyük bir kartonu kesmeye başladı. Derken bir resim, evet bir tablo parçası geçti eline. Sağ alt köşesinde imza görünmüyordu. Kirli elleri ile aldı. Eve doğru yol almıştı. Yanında çok yemiş te karnı şişmiş bir kurbağayı andıran bisikleti ile. Her zaman ki durdurduğu yere durdurdu bisikletini. Evin köhne kapısını aralayıp karalık bir sahanlıktan içeriye geçti. Karanlık bakımsız evin mutfağına geçti. Çaydanlığa bir su koyup çay pişirmeye başladı. Çaydanlık kaynarken ki çıkardığı sesi çıkardı. Bulduğu tabloyu eline alıp uzaktan baktı. Eskiden bir ressam olan adam birden heyecanlanıp o eski sergi açtığı şaşağalı dönemleri hatırladı.

Kocaman bir sergi sarayı görüntüsü hatırladı.  Adam bir kenarı oturmuş seyircileri bekliyordu. Ama adam resimleri ile kimsenin ilgilenmediğini his edince utandı tiksindi. Ve bir daha resim yapmayacağım kararı aldı.

Yazar: Aziz  Şimşek

Hikayelerim

Ara.26

Kişisel Blogda Olması Gerekenler – 1

Kişisel Blog  belli başlı kategorileri olmayan blog yazan kişinin bir nevi günlüğü diyebileceğimiz, yazarın düşünceleri ve yorumları ile süslenmiş bir çok konudan oluşan yazıların bulunduğu blog türüdür.

Kişisel Blog yazanların bazıları kendi adını kullanır, bazıları ise kendine bir rumuz bulur. Rumuz ile yazan yazarları kişisel olarak pek desteklemiyorum.Çünkü rumuz kullanılarak açılan bloglar  daha çok +18 küfür ve edepsiz paylaşımların mecrası haline dönmekte.Her neyse kişisel görüşümden ziyade yazı konumuza dönecek olursak yazarın kendi adını kullanarak yada rumuz kullanarak yazdığı kişisel blogların hepsinde muhakkak olması gereken bazı özellikler vardır.

  • Sade Tema 

Kişisel Blog yazarlarının karma karışık portal sitelerinin kullanması gereken temaları kullanması kişisel blogu için -1 puan niteliğindedir. Çünkü ziyaretçi kişisel blogta rahat rahat dolaşıp yazıları okumak istemektedir. Karma karışık her taraftı birbirine girmiş yada anasayfasın da 10+ kategoriyi tek tek ayırmış  her kategoriden yazıya yer vermeye çalışan bloglar karmaşık yapısından ötürü pek tercih edilmemektedir. Kişisel blogların Anasayfasında en fazla 5 kategoriden yazı olmalı, daha fazlası göz yormakta ve karışıklıktan ötürü ziyaretçinin blogta yazı okumasına imkan vermemektedir.

  • Hakkımda Sayfası 

kisiselbloghakkimdasayfasiKişisel blogları diğer bloglardan ayıran en önemli özelliklerden biridir, yazarın kendisini tanıttığı aynı zamanda yaptığı projeleri ve okuduğu okulları anlatırken Cv’sini bi nevi paylaştığı sayfadır Hakkımda Sayfası..

Kişisel blogları ayıran diğer bir özellik ise blog içerisinde her ne konu üzerine yazılırsa yazılsın içerisinde muhakkak yazarın kişisel yargısı bulunmalıdır.

Nesnel bir durumu anlatırken bile yazarın görüşünü yazı içerisinde bulunmalı, yazarın konu hakkındaki yargısı okuyucunun beklentisini karşılamak adına oldukça önemlidir.

Kişisel Blog okurları sizin görüşlerinizi merak ettiği için sizin blogunuzu takip eder ve girip okur.Durum böyle olunca düşüncelerinizi okudukları için yazarın kaç yaşında olduğunu, neye benzediğini, nelerle ilgilendiğini bilmek istiyor. Bu noktada takipçilerinizin bu merakını giderebilecek bir hakkımda sayfası oluşturmanız gerekiyor.

İlk aşamada kendinizi anlatmak başka bir konuda yazı yazmaya göre daha zor gelse de biraz uğraşla bunun altından kalkabilirsiniz. Yazmanızı kolaylaştırabilmek için, “ben bu blogu okuyan biri olsaydım neyi merak ederdim?” diye düşünerek yazınızın ana konularını oluşturabilirsiniz. Kendinizden, neler yaptığınızdan ve hayat görüşünüzden bahsettikten sonra, yazınızın sonunda belki de yazdığınız blogla ilgili bir şeyler paylaşabilirsiniz.

  • Kategori Menüsü

kategoriBelirleyeceğiniz kategorilerin devamlı üzerinde bi şeyler yazdığınız konular olması gerekiyor. Bir konuyu bir kategori haline getirebilmek için en azından içerisinde 5 tane yazı olması gerekiyor. İçerisinde birer tane yazı olan kategoriler oluşturmanın bir anlamı yok.

Yazıları kategorilere bölmek, takipçilerinizin yazılarınıza kolay ulaşabilmesini sağlarken, aynı zamanda blogunuza yeni uğrayan ziyaretçilerin blogunuzda hangi konular üzerine yazılar bulunduğu hakkında fikir edinmelerine yardımcı olur.Kategoriler blogunuzda kolayca görülebilecek bir yerde olmalıdır

  • İletişim Sayfasıiletisim

Takipçilerinizin size ulaştırmak istediği yorumları, önerileri ya da hoşlanmadıkları bazı konular olabilir. Bunu size iletebilmek için hemen blogunuzda bir mail adresi, ya da iletişim formu arayacaklardır. İletişim sayfası takipçilerinizin size kolayca ulaşmasını sağlar.

  • Yorum Özelliği

Bir blog canlı olduğunu yorumlarla dile getirir. Canlılığın sembolü olan yorumlar aynı zamanda yazının konusu üzerine daha fazla bilgi ve düşünce paylaşımına olanak tanır.

yorumKonuyu okuyucu açısından düşünürsek, yazının konusu okuyucunun ilgili olduğu bir konuysa ya da ilgili olmasa da yazı onu etkileyebilmişse, okuyucu bunu dile getirmek isteyecektir. Yazının sonunda yorum bölümü olmadığını gördüğünde ise okuyucu hayal kırıklığına uğrayacaktır. Bu yüzden blogunuzda yorum özelliğinin aktif olduğundan emin olun.

Yorum kısmının diğer bir özelliği ise okuyucuya hiçbir platforma bağlanmadan yorum yazma imkanının sunulmasıdır.Bazı bloglarda facebook yorum eklentisi ya da discuss yorum yazma eklentisi kullanılıyor. Bana kalırsa blogger ve wordpress‘te olduğu gibi kişinin hiçbir platforma bağlanmasına gerek kalmadan yorum yazabilmesi gerekiyor.

 

Kişisel Bloglar da olması gerekenlerin 1.inci serisinde temel özelliklerden bahsetmeye çalıştım.Sizin de önemli gördüğünüz konular varsa hemen aşağıda dile getirebilirsiniz 🙂

Eğitimsel Konular

Ara.20

Kendimi nasıl geliştiririm?

Eski bir Hint öğretisi; ‘’En büyük erdemlerden birisi kişinin kendi eski halinden daha iyi olmak için sürekli çaba göstermesidir’’ der.  Ve İslam alimlerinden Beyhaki ise ‘’İki günü eşit olan aldanmış; bugünü dününden kötü olan ise lanetlenmiştir.’’ der. İnsanın kendini geliştirmesi her şeyden evvel kendi ruh sağlığına şifa olmakla beraber topluma büyük katkıdır. Pek çok hedefi olan insanoğlunun bence en temel hedefi kendine sürekli eklemek olmalı. Pek çoğumuzun bildiği  kişisel gelişim için yapılması gerekenlerden en önemli bulduğum  20 maddeyi yazmak istedim

  1. Her gün kitap okuyun: Çok klişe bir tavsiye gibi görünse de ‘’ne kadar çok kitap o kadar çok bilgelik’’ en doğru klişelerden birisidir. Sanat, tarih, edebiyat, bilim kurgu veya kişisel gelişim her şeyden biraz okumalı. Ama okumaya ayrılan vakti doğru yazarların katkı sağlayacak güzel kitaplarını okumak için seçici davranarak değerlendirmeli. Zenginleşmek için hep aynı fikri-zikri savunan şeyleri değil farklı görüş, inanç ve bakış açılarını içerek kitapları seçmeyi şiddetle öneririm. Tam aksini yapmanın insanlarda tuhaf bir sabit fikirlilik ve kendisi gibi olmayana tahammül edememe zafiyet oluşturduğunu düşünüyorum.
  2. Bir yabancı dil öğrenin: Evet, evet kesinlikle, kendinizi geliştirmek için mutlaka bir yabancı dil şart, sanırım bu da klişe oldu artık ama yapacak bir şey yok, Yabancı dil kişisel gelişim için kesinlikle gerekli artık.
  3. Bir hobi edinin: Türkiye de insanların en eksik olduğu konulardan birisi hobi sahibi olmak. Bu bir kültür ve bizde yerleşmemiş. Spor yapmak hobi değildir ama dalmak hobidir, müzik dinlemek hobi değildir ama iyi bir müzik arşivi yapmak hobidir, kitap okumak hobi değildir ama temalı kitaplar biriktirmek hobidir, sinemaya gitmek hobi değildir ama güzel bir film koleksiyonu yapmak hobidir. Daha spesifik şeyler bulmalı ve en az bir hobi edinmeli. Benim hobim blog yazmak. Yazı yazdığım ve yayınladığım günler bütün gün meditasyon yapmış gibi hafifliyorum.
  4. Eğitimlere ve kurslara katılın: Her yıl az veya çok merak ettiğiniz gelişmek istediğiniz bir konuda, ehil hocaları bulduğunuzdan emin olarak eğitim,seminer vb katılın.
  5. Korkularınızdan kurtulun: Bu yazıyı okuyan herkesin mutlaka bazı korkuları vardır. Bizi özgürlükten alıkoyan, çoğu kendi illüzyonlarımız olan korkulardan kurtulmak son derece ferahlatıcı. Çoğu zaman neden korku tepkisini verdiğimizi açıklamakta güçlük çekebiliriz, çünkü bizi korkutan, nesne ya da durumun kendisinden çok onunla ilgili edindiğimiz fikirlerdir. Bu fikirler; anne- baba veya diğer kişilerden edinilen fikirler olabileceği gibi, geçmiş deneyimlerimiz olabilir. Çok uzun yıllar korktuğum için araba kullanmadım. Üzerine gittiğim hafta yalnız başıma trafikteydim. Sonra korkuyla geçen yıllara hayıflandım ama bir korkuyu yenmek kişisel gelişim için güzel bir aşama.
  6. Yeteneklerinizi geliştirin: Müzik, resim, sahne sanatları, el becerisi her insanın bir şeylere yetenegi vardır. Siz de ‘’ Zamanında ailem üzerinde dursaydı, eğitim aldırtsaydı ben şimdi çok iyi bir ………………… olurdum’’ deyip sorumluluğu başkalarına atanlardan mısınız?  İngiliz’in güzel bir sözü var ‘’ beter late than never’’ yani geç olması hiç olmamasından daha iyidir. Yeteneğiniz varsa en geç yarın harekete geçin.
  7. Erken kalkın: Araştırmacılar erken kalkmanın depresyonu yenmeye yardımcı olduğunu söylüyor. Vücut hormonlarını düzenlediği gibi kilonun korunmasında da etkilidir. Erken saatteki güneş ışığı mevsimsel duygulanım bozukluğuna karşı iyi gelir. Stresi hafifletir.
  8. Spor yapın: Evet klişe bir tavsiye ama seratonin ve endorfine doymanın yegane yolu. 2-3 ay sonunda vücutta hissedilen değişim insanı motive eder. Ayrıca spor yapmak için mutlaka kilo problemi olması gerektiğini düşünen, spor yapan fit insanlara “aaa senin ne ihtiyacın var” diye soran zihniyete de şöyle seslenmek isterim ‘’ spor, hem vücudu hem de ruhu güzelleştirir. Ruh güzelleşince hayat da güzelleşir.
  9. Konfor alanınızı terk edin: Konfor alanı kisinin kendisini güvende ve rahat hissettiği, yaşamının büyük bir bölümünü içinde sürdürdüğü görünmez alandır. Genellikle az çaba ve riskle belli bir rutinin yakalanması hali de denilebilir. Konfor alanı kişinin evi, ailesi, arkadaş ortamı, okulu, iş yeri, mesleği, dini, yaşadığı şehri, hatta futbol muhabbetleri vs olabilir. Konfor alanı çok rahat ve güvenli bir ortam sağlasa da, içinden ara sıra da olsa çıkılıp farklı alanlar keşfedilmezse, uzun vadede tekdüzelik, sıkıntı, gerileme ve performans düşüklüğü getiriyor. Konfor alanının dışında ise öğrenme alanı var. Yeni şeyler ancak kişi kendi konfor alanı dışına çıktığında ve kendini zorladığında öğrenilir.
  10. Geri bildirim alın: Fikirlerine güvendiğiniz objektif kişilerden kendiniz ile ilgili geri bildirim alın. Bu hem iş hayatında hem özel yaşamda son derece besleyicidir. Hayatım boyunca bana en çok katkısı olan kişiler duymak istemediğim ama doğru olan şeyleri söyleyen kişiler oldu. O an hoşunuza gitmeyebilir ama sıhhatli düşünüp değerlendirdiğinizde dostun acı ama doğru tenkitleri son derece faydalı olur.
  11. Kör noktalarınızı tanımlayın: Araç kullanırken kör nokta nasıl bir kabus ise, kaza yapmaya sebebiyet verirse kişisel kör noktalarda aynı özelliğe haizdir. Sabit fikirlilik, aşırı inat, abartılı hırs, kıskançlık, fazla gözü karalık, ödleklik, narsizim, bağnazlık yüzlercesi sayılabilir. Kendini fark eden hayatı fark eder. Kendinizi keşfedin ve tedbirli olun.’’ Benim kör noktam yok galiba’’ diyorsanız kendiniz kör olmuşsunuz demektir.
  12. Yazın, liste yapın: Yazmanın kinestetik enerjisine inanın, yazdığınız şeylerle aranızda bir akit oluşu ve onları mutlaka yaparsınız.
  13. Aksiyon alın: Hiçbir şeyden çekmedi Türk milleti ataletinden ( tembelliğinden ) çektiği kadar. Bir sürü hayali var herkesin ama harekete geçen pek az. Verilecek kilolar, okunacak kitaplar, gidilecek yerler, öğrenilecek şeyler, kurulacak işler hepsi orda duruyorlar onlara yürümeniz için.
  14. Esin kaynağı insanlar edinin: Sizi harekete geçirecek, yüreklendirecek, güzel hikayeleri olan insanlar keşfedin. Onları takip edin, okuyun, onlardan beslenin.
  15. Kötü alışkanlıkları bırakın: Sizi mutsuz eden hiçbir şeyin esiri olmayın. Sigara, alkol, uyuşturucu, aşırı uyku, sürekli geç kalmak, tırnak yemek, kötümserlik.. Her ne kötü alışkanlığınız varsa kurtulun. Ama hepsinden aynı anda değil. Kendinize aniden yüklenirseniz yorucu olabilir. Unutmayın parçalara bölmek her zaman işe yarar.
  16. Zor insanlarla başa çıkmayı öğrenin: Theodore Roosevelt in çok sevdiğim bir sözü var; ‘’Başarı formülünün en önemli tek bileşeni insanlarla iyi geçinmeyi bilmektir’’. Kolay insanla herkes iyi geçinir, mühim olan zor olan insanlarla iletişim kurabilmek ve müzakere etmek. Bu çok kıymetli bir beceridir, demedi demeyin.
  17. Farklı arkadaşlar edinin: Sizi besleyecek, yeni şeyler katacak, bakış açınızı değiştirecek sohbeti derin ve güzel insanlarla vakit geçirin. Çocukluğumdan kalma bir alışkanlığım hayatıma çok şey kattı. Her türlü fikirden, inançtan, fraksiyondan dostlar edindim. Tek tip muhabbetler, aynı bakış açıları bağnazlaştırır. Farklı insanlardan beslenin, hepsini anlamaya çalışın. Aynı küçük mikro çevreden beslenenlerde bir süre sonra sabit fikirlilik kaçınılmaz oluyor. Ve lütfen sizin gibi olmayanlara tahammül etmeyi öğrenin. Yunus Emre nin dediği gibi; Yetmiş iki millete bir gözle bakmayan, Halka müderris olsa da Hakk’a asidir.
  18. Sunum yapmayı öğrenin: Çok ilginç bir çalışmanın sonucunu paylaşayım; çoğu insanın en çok korktukları şey topluluk karşısında konuşmakmış. Ölüm korkusu ikinci sırada onu takip ediyor. Eğitim alın, provalar yapın, destek alın ama topluluğa hitap etmeyi öğrenin. Hep söylerim; ‘’bir kere çıkın sahneye sonra sizi indirmeleri zor olacak’’.
  19. Geçmişi geçmişte bırakın. Dünle olan kavgasında yarını kaybedenler dolu. Hepimiz acılar yaşadık, kaybettik, aldatıldık, kandırıldık, unutulduktuk, zorlandık, haksızlığa uğradık. Bir kalabalık güruh var ki düne hayıflanmaktan vazgeçemeyen. Dünü konuşacaksam güzellikleri konuşmayı tercih ediyorum, iyi geliyor. Yaşadığım olumlu olumsuz deneyimlerin tamamını da kabul ettim, iftiharla hatırlıyorum ve seviyorum çünkü bugünkü bana çok katkıları var. Lütfen geçmişi evi yapıp içinde yaşayanlardan olmayın.
  20. Kendiniz olun: Bir insanın en çekici güzel hali sahici kendisi olduğu halidir. Yapmacık hareketler, jestler, mimikler, gülüşler, tavırlar son derece itici. Bunca zamanda edindiğim en net tecrübelerden birisi; hangi sosyo kültürel seviyeden olursa olsun insanların, samimiyetle yapaylık arasındaki ayrımı çok net yapabildiğidir. İnsanlara samimi sevgi ve ilgi gösterip çıkar ilşkisi gözetmeksizin hayatınıza temas eden herkese kendisini biricik hissettirin.

 

 

Kaynak: Hülya Mutlu

Eğitimsel Konular

Ara.19

Blog Nedir?

Herkesin dilinden düşmeyen bir kavram olarak blog, şu etkinliğe gittim blogumda yazdım bak, şu filmi izledim blogumda anlattım bak oku gibi cümleler duyuyorsanız, bir blog sahibi arkadaşınız olduğu aşikardır.

Peki siz yabancı mısınız bu blog kavramına? Aslında hepimiz her gün internette gezinirken araştırma yaparken çoğu blogları inceliyor ve bloglardan yazılar okuyoruz.

Peki farkında mıyız? Blog nedir biliyor muyuz, hadi biliyorsunuz peki Blog Tutuyor musunuz?

Evet evet, Blog tutmaktan bahsedecem, çünkü bana göre blog demek internette günlük tutmak demektir. Bu yüzden hep blog yazmak diye değil blog tutmak diye bahsederim.

Peki Sizin Kendi Blogunuz Mevcut Mu?

Blog özünde kavram olarak web-log kelimelerinin birleşmesinden oluşmuştur. İnternette yaptığınız gezilerde hangi sayfaya girip neler gördüğünüzü ve ilginizi çeken bölümleri bir seyir defterine not eder gibi not edip yazdığınız hatta bu gördüğünüz yerdeki resimleri de eklediğiniz sayfalar topluluğudur.

Sürekli olarak Weblog! Weblog! ifadesinin kullanılıp konuşma dilinde baskının We-blog şeklinde vurgulanmasından dolayı zamanla “we” hecesi düşmüş ve devamlı kullanılan dillerden düşmeyen “blog” kavramı oluşmuştur.

Tabii her şeyde olduğu gibi teknik bir terim oluşunca onunla uğraşanlarında ve bu işle ilgili yapılan işlemlerinde terimleri hemen hazır olmakta. Nitekim bu işle uğraşanlara “blogcu – blogger” ve blog üzerinden metin yazıp gönderme işlenmede “bloglama – blogging” denmiştir.

 

Peki anladık, blog bir nevi internetteki günlüğümüz diyebiliriz ama neler yazılmalı, nelerden bahsedilmeli ki?

Aslında Blogda yazılacak konular tamamen Yazarın elindedir.İstediği konudan bahsedebilir, istediği her şeyi paylaşabilir.blog-laptop Bloglar birçok konudan bir sürü farklı içerik ve resmi içerisinde barındırabilir. Bu o blog sahibinin isteğine ve o blog yapısını belirlediği standartlara göre değişiklik gösterir. Önemli olan blog içinde yazılan konuların bir bütünlük ve uyumluluk göstermesidir. Peki, hep aynı konudan mı yazılacak? Hayır !!! Farklı konulardan da yazsanız bu sefer de uyumsuzluğun getirdiği uyumluluğu yakalarsınız.

Peki Neden Blog ?

İnsanlar site açmaktan çok blog açmaya daha doğrusu blog ile uğraşmaya iten birçok sebep vardır. Özellikle kişisel sayfalarda toplu blog hizmeti veren blog portallardan hizmet alanların sayısı hiçte yadsınamayacak kadardır.

Bunun hiç şüphesiz en önemli sebeplerinden biri bir site açmak için verilmesi gereken domain ve hosting gibi ücretlerden kurtulmak olarak gösterilebilir.

Tabii buna  kolay kullanılabilir ve hiç teknik bilgi bilmeden güncelleme yapılan içerik yönetim sistemlerinin de sadece ücretsiz üyeliğe eklendiği düşünüldüğünde gösterilen ilginin hiçte sebepsiz olduğu söylenemez.

Ayrıca bu sistemlerin sabit yapıda bir görünüş değil kullanıcıların zevkine göre sundukları farklı şablonlardaki sayfa yapıları blog kullanımına gösterilen ilgiyi kat ve kat arttırmaktadır. Peki, sadece onların verdiği şablonlar mı hayır!

Kendi yaptıklarınızı da ekleyebildiğinizden, bir sürü sayfa tasarımları ve alternatif çözüm ve resimler ortalıkta kolaylıkla dolaşmaya ve gösterilen ilginin artmasına sebep olmaktadır.

Son olarak bunlara karşılıklı blog linkleri de eklendiğinde hiç kullanmayan kişilerin de başkalarından görüp blog havuzuna dalma isteklerini arttırdığı bir gerçektir.

Peki siz neden hala bir blog tutumuyorsunuz?

Blog Kullanırken Dikkat Edilmesi Gerekenler
1. Amacınızı belirleyin:
2. Okuyucularınızı tanıyın:
3. Gerçekçi olun:
4. Sitenizi sık sık güncelleyin:
5. Blogunuzu halka tanıtın :
6. Kaynaklarınıza link verin:
7. Diğer bloglara link verin.
8. Sevdiğiniz konular hakkında yazmaya çalışın:
9. Sabırlı olun:

Eğitimsel Konular

Ara.02

Kızıl Mercan Hikayesi

Küçük bir hikaye yazmak, bir hikayeye konu olmak, hikayelerde kaybolmak bu eşsizliği tatmak gerek.Klavyeye dokundukça hayal dünyamız dökülür cümleler halinde, Aziz Şimşek Kişisel Blog sayfamda ilk hikayem Kızıl Mercan hikayesi ile başlamak istedim.

Balıkesir de küçük bir balıkçı kasabası idi. Makilerin arasında mavi lacivertimsiligi görünen çarşaf gibi bir deniz çalkalanıp duruyordu. Balıkçı Mehmet buralı Balıkesir’in şirin kasabası Ayvalık ta doğup büyümüş, buranın bıçkın yetenekli, gözü kara balıkçısı idi. Kasabanın ilk kıyı şeridin de yukarı doğru tırmanan bir yerin de oturuyordu. Hiç evlenmemiş ti. Bu yıkık dökük barınak ve baba yadigarı tekneden başka bir şeyi yoktu.

Bin dokuz yüz kırklardı. Güney ve kuzey Kore Japonya savaşları söylentisi yayılıyordu lambalı radyolar da. Her sabah daha şafak bile sökmemişken açılırdı denize ve denizi yırtan tak takları ile. Kahveci Sami löküs camı temizlerdi. Radyo bataryalarını kontrol ederdi. Balıkçı Mehmet bu civarda en bilinmez enginlere açılır en güzel balığı süngeri yengeci yakalardı. Bir gün bir yer keşif etmişti. Atladı. Denizi sisli idi. Balıklar yosunlar Mehmet bir süre sonra çıktı denizden. Yakaladıklarını teknenin kıçına yığdı. Bu gün her zamankinden çok bereketli idi. Mehmet tekrar denize atladı. Bu sefer çokta bilmediği garip bir yerdi. Baktı ki çevrede hiçbir yerde bu güne kadar görmediği bir bitki yumağı ile karşılaşmıştı. Bu yer tam da denizin ortalık bir yerinde idi. Mehmet buralarda hiç görmediği bir yosun türü ile karşılaşmıştı.

Dalları pütürlü mercan denizin dibinde süzülürken güneş ışıkları üzerlerinde renkli oyunlar oynuyordu sanki. Bu kızıl mercan topluluğu ona o dönem balıkçılarına kazanamadıkları paraları kazandıra bilirdi. Ve düşünülen de olmuştu. Balıkçı Mehmet bu kırmızı mercanları toplayıp kasabada satıyor bu güne kadar kazanamayacağı parayı bir gün de alıyor, balıkçılar ve her gün balık verdiği toptancı şaşırıyordu. O bölgeye gidip o esrarengiz mercanları topladığından beri tam da üç sene geçmişti aradan.

Ve yıllar sonra aynı noktaya tekrar geldiğinde o değerli kızıl mercanları bulundukları yerde bir daha göremedi. Tekrar daldı aynı noktaya. Fakat o bölgede ne yosunlar ne de o ilginç mercan toplulukları vardı ortada. Sanki gizli bir el değip kayıp etmişti onları. Balıkçı Mehmet aynı noktaya tekrar en az yirmi otuz kez dalıp çıkmıştı. Ve çıktı son kez. Kendini kayıp ederek haykırdı. Sesi adada yankılanıp martılar acı acı bağrıştılar. Mehmet, başını eğdi ve teknenin kıçında oturup hayıflandı kendi kendine.
– bulamadım! Kayıp ettim onları.

Balıkçı Mehmet o gün bu gündür kulübesinin çevresinde dönüyordu.
-bulamadım. Kayıp ettim onları. Kayıp oldular diyerek kulübenin çevresinde dönüyor, dönüyordu. Onu o halde gören kasabalılar üzülüyorlardı. Ve kasabalılar o, Mehmet’in o mercanları bulduğu bölgeye
“Deli Mehmet” adını koydular.

Hikayelerim

Kas.29

Girişimcilik Hikayesi Asya Lale

Girişimcilik üzerine ilk kez yazı yazmaya yelteniyorum. Başarabilirsem seri haline getirip her hafta 1 girişimcilik öyküsünü dilimin döndüğünce anlatmaya niyetlendim.

Girişimcimiz Ali Yetgin, Konya’nın İçeriçumra Kasabası’nda doğmuş büyümüş.Hikayemizin yeri ise Konya’nın İçeriçumra ilçesi, İçeriçumra’da genellikle pancar, buğday, arpa, kavun gibi şeyler ekilir, yıllardan beri bu değişmez. Herkes babadan oğula bunlarla büyüyor.
Ali Yetgin, yıllarca devlet kuruluşlarının alt yapı müteahhitliğini yapmış. 1996 yılında Hollanda’ya yaptığı bir iş seyahatinde şans eseri gördüğü lale tarlaları ilgisini çekiyor, Hollanda’ya ilk lalenin Selçuklular zamanında bizim topraklarımızdan gittiğini öğreniyor. Selçuklu’nun başkenti Konya, o zaman düşünüyor ve kararını veriyor. Toprak, su, güneş, insan hepsi biz de var diyerek başlıyor işe.

İlk başta işler umduğu gibi gitmiyor, Konya’daki iklim nedeniyle laleler oldukça geç açıyor. Araştırmaya başlıyor, bir yerde hatamı yaptım diye. Konya’nın iklimi ve toprağı gayet uygun ama turfanda yetiştirmek için uygun değil. Lale, Konya’nın soğuğunu, güneşini ve bol mineralli toprağını seviyor.

Daha sonra 4 çeşit lale ve 1 milyon lale ile Çumra’da işe başlıyor. 1 milyon lalenin başında bekleyip, milletin laflarını göz ardı edip sonunda başarıya ulaşıyor. ” Bu adam delirmiş çiçekle uğraşıp duruyor, kendi batacak olan çoluğuna çocuğuna olacak  ” gibi yüzlerce söze gögüs gerip başarıyı elde etmek bence gerçekten girişimciliğin şartı.

Eğer Ali Bey; Pancarı, buğdayı devlet alır elimde kalmaz. Çiftçi için bu garantidir demiş olsaydı her yıl devlet pancara otuz kuruş daha fazla verir mi diye haber bültenlerini izlemeye mahkum olacaktı.

ali-yetgin-asyalaleŞu anda lale üretimi konusunda dünyada bir numara olan Asya Lale Şirketi Hollanda’ya lale ihraç ediyorlar.Asya Lale firması, 1998 yılından bu yana Konya’da lale ve diğer soğanlı bitkilerin üretimini yapıyor.

Türkiye’deki en büyük soğanlı bitki üreticisi olan firma, yaklaşık 6 bin metrekarelik soğuk hava deposuna sahip, 400.000 metrekare alanda, 80 farklı çeşit ile 60.000.000 lale üretiyorlar.

Firma, başta İstanbul Büyükşehir Belediyesi olmak üzere çok sayıda belediye ve özel sektör için soğanlı bitki üretiyor.

Her girişimcinin karşılaştığı gibi Ali Beyi eleştirenler halen pancara gelecek 30 kuruş zammın haberi için haberleri izlemeye devam ediyor.

Bu arada Asya Lale firması internet girişimciliğini de ellerinde tutarak alanlarında lider olmayı başarmışlar. Google’da lale siparişi kelimesinde ilk sırada yer almaktalar.

Lale Siparişi – www.lalesiparisi.com

Firma hakkında bilgi için www.asyalale.com

Unutmamak gerek ki gerçek girişimci, girişim ışığını görüp risk alabilendir.

 

Girişimcilik

Kas.29

İnterneti hızlandırmak için yeni teknoloji

İnterneti 100 kat daha hızlandıracak yeni teknoloji Li-Fi

Yeni bir kablosuz iletişim teknolojisi olan Li-Fi önümüzde ki aylarda görünebilir ışık iletişimi (Visible Light Communication – VLC) kullanarak yüksek hızda veri taşımayı hayatımıza getirecek.

Wi-Fi teknolojisine alternatif olarak geliştirilen yeni kablosuz bağlantı teknolojisi olan Li-Fi, ışık gücü ile internet aktarımı yapacak. Peki kısa bir zaman sonra hayatımıza girecek olan bu yeni teknoloji Li-Fi nedir ve nasıl çalışır?

interneti-hizlandirmak-icin-yeni-teknoloji1

Li-Fi 2001 yılında İskoçya’da bulunan Edinburg Üniversitesi’nde ki Harald Haas tarafından icat edildi. Önümüzdeki aylarda, görünebilir ışık iletişimi (Visible Light Communication – VLC) kullanarak yüksek hızda veri taşımayı hayatımıza getirecek. Bilim adamlarının ilk olarak 2011 yılında görücüye çıkardığı Li-Fi, özel olarak üretilmiş ve geliştirilmiş ampuller yardımı ile veri aktarılmasının mümkün olduğunu kanıtlamıştı. Geçtiğimiz yıllarda araştırmacılar laboratuvarda yaptıkları deneylerde Li-Fi kullanarak saniyede 224 gigabit veri aktarımı yapmayı başarmıştı.

Estonya’da yapılan denemelerde saniyede 1 GB veri transferi elde edildi bu şu anki ortalama Wi-Fi hızından 100 kat daha hızlı. Estonyalı teknoloji şirketi Velmenni’nin CEOsu Deepak Solanki yaptığı açıklamada VLC teknolojisini kullanacakları bir kaç farklı endüstriyel alanı pilot bölge olarak seçtiklerini dile getirdi.

Haas bu teknolojiyi ilk defa tanıttığında tek bir led ışıkla bir baz istasyonundan daha fazla veri transfer etti. Eğer laboratuvarda elde edilen saniyede 224 gigabit veriyi biraz daha açacak olursak bu yaklaşık olarak her saniyede 1.5 GB boyutunda 18 tane film indirebiliyorsunuz.

interneti-hizlandirmak-icin-yeni-teknoloji3

Teknoloji Dünyası

Kas.29

Hani benim gençliğim nerde?

Genellikle çoğu kişinin küçükken yapmak istediği ama yapmadığı bir şeyler vardır, işte benim ki de öyle bir şey.. Küçükken hep uçurtma uçuranların hayranı oldum, kendi uçurtmamı yaptım ama hiç sağlam yapmayı beceremedim.Başkasına yaptırsam da iki üç gün sonra terazi kısmı elimde bozuluyordu.(Terazi kısmını uçurtmadan anlayan bir çok kişi bilir : )

uçurtmauçurançocuk

Hazır uçurtmalar vardı elbet ama hiç ailemden hazır uçurtma istemedim.Neden istemediysem artık şimdi keşke isteseydim diye dövünüyorum.Çocukluk aklı işte nasıl düşünmüşsem artık…

Çocukluk insanın bilinç altını oluşturan temel etkenlerdendir, ne zaman bi uçurtma görsem içim içime sığmaz ve sevinç kaplar beni.Felsefenin meyvelerini verdiği somut bi örnek olsa gerek diye düşünüyorum.

Bir de çok sevdiğim bir şarkı vardır, benim uçurtma hevesime seslenir gibi, tabi bana göre öyle tabi, normalde şarkının teması ve konusu farklı işte o şarkı;

Ahmet Kaya – hani benim gençliğim nerde?

Ahmet Kaya’nın bu eserini elimden geldikçe her zaman dinlemeye çalışırım, beni çocukluğuma götürür ve hüzünlendirir.Uçurtmam tellere takıldı sözünde benim iç ve dış hatlarımda bağlantılar ttnet gibi kopmaya başlıyor 🙂

Çocukluktan kalan herşey böyle ufak tefek şeyler olsa keşke, çok büyük acılar ve dertler birikmemiş olsa keşke, içini kemiren büyük çöküşler olmamış olsa keşke. neyse buyrun şarkımız;

Yaşamsal Konular