Şub.06

Dijital Pazarlama nedir?

Dijital pazarlama uzun uzadıya bilimsel terimlerle açıklanacak ya da örneklerle pekiştirilecek bir açıklamaya sahip değildir. Kısa ve öz olarak dijital pazarlama; dijital kanalları verimli bir şekilde kullanan pazarlama yöntemidir. Bu kanalların başında internet, sosyal medya ve mobil platform gelmektedir.

Yazılı basın, radyo, televizyon ve billboardlar gibi geleneksel pazarlama kanalları, dijital pazarlamanın bir parçası değildir. Bu araçlar uzun bir dönem boyunca etkili ve başarılı olmuş, ancak dijital iletişim çağında verimliliğini büyük ölçüde kaybetmiştir.

Dijital pazarlama e-ticaret demek değildir ya da dijital pazarlama her ne kadar adında pazarlama geçse de sadece ürün satışından ibaret değildir. Firmalar çoğu zaman insanların belleğinde firmayı ilk sıralarda tutmak için, marka bilinirliği yaratmak için de dijital pazarlama kanalını kullanmaktadırlar.

Dijital Pazarlamayı oluşturan 4 ana hatlar bulunmaktadır. Bunlar sırasıyla; Elde et(Acquire), Kazan(Convert), Ölç-Optimize et (Measure and Optimize) ve Sahip Çık, Büyüt (Retain and Grow)

Firmalar dijital pazarlamayı genellikle işinde uzman firmalar aracılığı ile gerçekleştirmekte bazı kesimler dijital pazarlama uzmanlarını bünyelerinde çalıştırmaktadırlar.

Geleneksel medyanın hâkimiyetini kaybetmeyi sürekli sürdürdüğü bu serüvende dijital pazarlamanın payı sürekli yükselmektedir.

Yönetim Bilişim Sistemleri

Oca.31

Kartondan Hikayeler

Uzun zamandır yazamayışıma kızgın bir tavırla başladım yazmaya, bu sefer yine bir hikayeye girişmek istedim ve dokundum klavyemin tuşlarına..

Bisikleti durdurmuş bir çöp tenekesinin kenarında duran karton kutulara baktı. Elindeki mavi renkli maket bıçağını eline aldığı bir mukavva kutuya sürttü.

  • cilet mübarek! Cilet. Bu gün iyi günümdeyim. Bunları bir de elli kuruşa okut bilirsem? ,

Şehrin ışıkları yolları arabaların kaportalarını aydınlatıyordu. Adam kasketli idi. Yüzündeki sakalı kaşınıyor, kaşımak zorunda kalıyordu. Kartonları kesip istif etti. Silifke sakindi bugün. Bir köpek dilini sarkıtarak durdu. Çöp tenekesini kokladı. Arka ayağını kaldırıp tenekenin yanına işedi sonra koşar adımlar la yürüdü. Adam topladığı kartonları kesip istif ediyordu. Bir otomobil son ses müziğini açmış son sürat geçti gitti. Uzak caddelerden birinde penceresi sokağa açık evden bir karı koca kavga ediyordu haykırarak. Sonra elindeki kartonları özenli bir şekilde bisiklete yükledi. Başka bir sokağa yöneldi adam sonra. Bu sokakta bu sefer birkaç karton, yarısı kesilmiş pet şişe yarı içilmiş bira şişeleri görünce daha bir ışıldadı gözleri. Bunları ayrı bir poşete koymuştu. Yüzü bir memnuniyet ifadesi ile aydınlandı. İleride karşıda bir genç cebinden bir kibrit çıkararak avuçlarının arasında yaktı. İleride bir ara sokakta bir polis arabası yavaşlayıp, ışıklarını duvarlara yansıtıp kayboldu gitti.

Bir adam içmiş, karanlık gölgesi ile yalpalayarak yürüyüp o biçim ana avrat küfür ederek haykırdı. Sonra gelip bir çöp tenekesine kustu. Adam hala toplamaya devam ediyordu. Az ilerisin de iki sevgili bir sokak lambası altında öpüşerek ayrıldı. Koltuğunun arasında gazetesi ile yürüyen bir adam çöp tenekesinin yanında durup elindeki bir tomar işe yaramaz kâğıtları çöp kutusuna attı, Sonra ağırca ilerledi. Adam tekrar kaşıyarak sakalını gazete atılan çöp kutusuna yanaşarak atılan kâğıtları alıp sepete attı. O çöp tenekesinin hemen dibinde ki evin ışıkları yandı. O demin ki çöp tenekesine gazete kâğıtları atan adamın evi idi. Adam sokağa bakan odada sokağa bakan bir pencerenin kenarında koltuğa oturdu. Televizyonu açtı. Karton toplayan adam pencereye yanaştı. Haberleri daha iyi duymak için.

“Yeni yasa mecliste kabul edildi” Adam pencereden çekildi. Büyük bir kartonu kesmeye başladı. Derken bir resim, evet bir tablo parçası geçti eline. Sağ alt köşesinde imza görünmüyordu. Kirli elleri ile aldı. Eve doğru yol almıştı. Yanında çok yemiş te karnı şişmiş bir kurbağayı andıran bisikleti ile. Her zaman ki durdurduğu yere durdurdu bisikletini. Evin köhne kapısını aralayıp karalık bir sahanlıktan içeriye geçti. Karanlık bakımsız evin mutfağına geçti. Çaydanlığa bir su koyup çay pişirmeye başladı. Çaydanlık kaynarken ki çıkardığı sesi çıkardı. Bulduğu tabloyu eline alıp uzaktan baktı. Eskiden bir ressam olan adam birden heyecanlanıp o eski sergi açtığı şaşağalı dönemleri hatırladı.

Kocaman bir sergi sarayı görüntüsü hatırladı.  Adam bir kenarı oturmuş seyircileri bekliyordu. Ama adam resimleri ile kimsenin ilgilenmediğini his edince utandı tiksindi. Ve bir daha resim yapmayacağım kararı aldı.

Yazar: Aziz  Şimşek

Hikayelerim

Ara.20

Kendimi nasıl geliştiririm?

Eski bir Hint öğretisi; ‘’En büyük erdemlerden birisi kişinin kendi eski halinden daha iyi olmak için sürekli çaba göstermesidir’’ der.  Ve İslam alimlerinden Beyhaki ise ‘’İki günü eşit olan aldanmış; bugünü dününden kötü olan ise lanetlenmiştir.’’ der. İnsanın kendini geliştirmesi her şeyden evvel kendi ruh sağlığına şifa olmakla beraber topluma büyük katkıdır. Pek çok hedefi olan insanoğlunun bence en temel hedefi kendine sürekli eklemek olmalı. Pek çoğumuzun bildiği  kişisel gelişim için yapılması gerekenlerden en önemli bulduğum  20 maddeyi yazmak istedim

  1. Her gün kitap okuyun: Çok klişe bir tavsiye gibi görünse de ‘’ne kadar çok kitap o kadar çok bilgelik’’ en doğru klişelerden birisidir. Sanat, tarih, edebiyat, bilim kurgu veya kişisel gelişim her şeyden biraz okumalı. Ama okumaya ayrılan vakti doğru yazarların katkı sağlayacak güzel kitaplarını okumak için seçici davranarak değerlendirmeli. Zenginleşmek için hep aynı fikri-zikri savunan şeyleri değil farklı görüş, inanç ve bakış açılarını içerek kitapları seçmeyi şiddetle öneririm. Tam aksini yapmanın insanlarda tuhaf bir sabit fikirlilik ve kendisi gibi olmayana tahammül edememe zafiyet oluşturduğunu düşünüyorum.
  2. Bir yabancı dil öğrenin: Evet, evet kesinlikle, kendinizi geliştirmek için mutlaka bir yabancı dil şart, sanırım bu da klişe oldu artık ama yapacak bir şey yok, Yabancı dil kişisel gelişim için kesinlikle gerekli artık.
  3. Bir hobi edinin: Türkiye de insanların en eksik olduğu konulardan birisi hobi sahibi olmak. Bu bir kültür ve bizde yerleşmemiş. Spor yapmak hobi değildir ama dalmak hobidir, müzik dinlemek hobi değildir ama iyi bir müzik arşivi yapmak hobidir, kitap okumak hobi değildir ama temalı kitaplar biriktirmek hobidir, sinemaya gitmek hobi değildir ama güzel bir film koleksiyonu yapmak hobidir. Daha spesifik şeyler bulmalı ve en az bir hobi edinmeli. Benim hobim blog yazmak. Yazı yazdığım ve yayınladığım günler bütün gün meditasyon yapmış gibi hafifliyorum.
  4. Eğitimlere ve kurslara katılın: Her yıl az veya çok merak ettiğiniz gelişmek istediğiniz bir konuda, ehil hocaları bulduğunuzdan emin olarak eğitim,seminer vb katılın.
  5. Korkularınızdan kurtulun: Bu yazıyı okuyan herkesin mutlaka bazı korkuları vardır. Bizi özgürlükten alıkoyan, çoğu kendi illüzyonlarımız olan korkulardan kurtulmak son derece ferahlatıcı. Çoğu zaman neden korku tepkisini verdiğimizi açıklamakta güçlük çekebiliriz, çünkü bizi korkutan, nesne ya da durumun kendisinden çok onunla ilgili edindiğimiz fikirlerdir. Bu fikirler; anne- baba veya diğer kişilerden edinilen fikirler olabileceği gibi, geçmiş deneyimlerimiz olabilir. Çok uzun yıllar korktuğum için araba kullanmadım. Üzerine gittiğim hafta yalnız başıma trafikteydim. Sonra korkuyla geçen yıllara hayıflandım ama bir korkuyu yenmek kişisel gelişim için güzel bir aşama.
  6. Yeteneklerinizi geliştirin: Müzik, resim, sahne sanatları, el becerisi her insanın bir şeylere yetenegi vardır. Siz de ‘’ Zamanında ailem üzerinde dursaydı, eğitim aldırtsaydı ben şimdi çok iyi bir ………………… olurdum’’ deyip sorumluluğu başkalarına atanlardan mısınız?  İngiliz’in güzel bir sözü var ‘’ beter late than never’’ yani geç olması hiç olmamasından daha iyidir. Yeteneğiniz varsa en geç yarın harekete geçin.
  7. Erken kalkın: Araştırmacılar erken kalkmanın depresyonu yenmeye yardımcı olduğunu söylüyor. Vücut hormonlarını düzenlediği gibi kilonun korunmasında da etkilidir. Erken saatteki güneş ışığı mevsimsel duygulanım bozukluğuna karşı iyi gelir. Stresi hafifletir.
  8. Spor yapın: Evet klişe bir tavsiye ama seratonin ve endorfine doymanın yegane yolu. 2-3 ay sonunda vücutta hissedilen değişim insanı motive eder. Ayrıca spor yapmak için mutlaka kilo problemi olması gerektiğini düşünen, spor yapan fit insanlara “aaa senin ne ihtiyacın var” diye soran zihniyete de şöyle seslenmek isterim ‘’ spor, hem vücudu hem de ruhu güzelleştirir. Ruh güzelleşince hayat da güzelleşir.
  9. Konfor alanınızı terk edin: Konfor alanı kisinin kendisini güvende ve rahat hissettiği, yaşamının büyük bir bölümünü içinde sürdürdüğü görünmez alandır. Genellikle az çaba ve riskle belli bir rutinin yakalanması hali de denilebilir. Konfor alanı kişinin evi, ailesi, arkadaş ortamı, okulu, iş yeri, mesleği, dini, yaşadığı şehri, hatta futbol muhabbetleri vs olabilir. Konfor alanı çok rahat ve güvenli bir ortam sağlasa da, içinden ara sıra da olsa çıkılıp farklı alanlar keşfedilmezse, uzun vadede tekdüzelik, sıkıntı, gerileme ve performans düşüklüğü getiriyor. Konfor alanının dışında ise öğrenme alanı var. Yeni şeyler ancak kişi kendi konfor alanı dışına çıktığında ve kendini zorladığında öğrenilir.
  10. Geri bildirim alın: Fikirlerine güvendiğiniz objektif kişilerden kendiniz ile ilgili geri bildirim alın. Bu hem iş hayatında hem özel yaşamda son derece besleyicidir. Hayatım boyunca bana en çok katkısı olan kişiler duymak istemediğim ama doğru olan şeyleri söyleyen kişiler oldu. O an hoşunuza gitmeyebilir ama sıhhatli düşünüp değerlendirdiğinizde dostun acı ama doğru tenkitleri son derece faydalı olur.
  11. Kör noktalarınızı tanımlayın: Araç kullanırken kör nokta nasıl bir kabus ise, kaza yapmaya sebebiyet verirse kişisel kör noktalarda aynı özelliğe haizdir. Sabit fikirlilik, aşırı inat, abartılı hırs, kıskançlık, fazla gözü karalık, ödleklik, narsizim, bağnazlık yüzlercesi sayılabilir. Kendini fark eden hayatı fark eder. Kendinizi keşfedin ve tedbirli olun.’’ Benim kör noktam yok galiba’’ diyorsanız kendiniz kör olmuşsunuz demektir.
  12. Yazın, liste yapın: Yazmanın kinestetik enerjisine inanın, yazdığınız şeylerle aranızda bir akit oluşu ve onları mutlaka yaparsınız.
  13. Aksiyon alın: Hiçbir şeyden çekmedi Türk milleti ataletinden ( tembelliğinden ) çektiği kadar. Bir sürü hayali var herkesin ama harekete geçen pek az. Verilecek kilolar, okunacak kitaplar, gidilecek yerler, öğrenilecek şeyler, kurulacak işler hepsi orda duruyorlar onlara yürümeniz için.
  14. Esin kaynağı insanlar edinin: Sizi harekete geçirecek, yüreklendirecek, güzel hikayeleri olan insanlar keşfedin. Onları takip edin, okuyun, onlardan beslenin.
  15. Kötü alışkanlıkları bırakın: Sizi mutsuz eden hiçbir şeyin esiri olmayın. Sigara, alkol, uyuşturucu, aşırı uyku, sürekli geç kalmak, tırnak yemek, kötümserlik.. Her ne kötü alışkanlığınız varsa kurtulun. Ama hepsinden aynı anda değil. Kendinize aniden yüklenirseniz yorucu olabilir. Unutmayın parçalara bölmek her zaman işe yarar.
  16. Zor insanlarla başa çıkmayı öğrenin: Theodore Roosevelt in çok sevdiğim bir sözü var; ‘’Başarı formülünün en önemli tek bileşeni insanlarla iyi geçinmeyi bilmektir’’. Kolay insanla herkes iyi geçinir, mühim olan zor olan insanlarla iletişim kurabilmek ve müzakere etmek. Bu çok kıymetli bir beceridir, demedi demeyin.
  17. Farklı arkadaşlar edinin: Sizi besleyecek, yeni şeyler katacak, bakış açınızı değiştirecek sohbeti derin ve güzel insanlarla vakit geçirin. Çocukluğumdan kalma bir alışkanlığım hayatıma çok şey kattı. Her türlü fikirden, inançtan, fraksiyondan dostlar edindim. Tek tip muhabbetler, aynı bakış açıları bağnazlaştırır. Farklı insanlardan beslenin, hepsini anlamaya çalışın. Aynı küçük mikro çevreden beslenenlerde bir süre sonra sabit fikirlilik kaçınılmaz oluyor. Ve lütfen sizin gibi olmayanlara tahammül etmeyi öğrenin. Yunus Emre nin dediği gibi; Yetmiş iki millete bir gözle bakmayan, Halka müderris olsa da Hakk’a asidir.
  18. Sunum yapmayı öğrenin: Çok ilginç bir çalışmanın sonucunu paylaşayım; çoğu insanın en çok korktukları şey topluluk karşısında konuşmakmış. Ölüm korkusu ikinci sırada onu takip ediyor. Eğitim alın, provalar yapın, destek alın ama topluluğa hitap etmeyi öğrenin. Hep söylerim; ‘’bir kere çıkın sahneye sonra sizi indirmeleri zor olacak’’.
  19. Geçmişi geçmişte bırakın. Dünle olan kavgasında yarını kaybedenler dolu. Hepimiz acılar yaşadık, kaybettik, aldatıldık, kandırıldık, unutulduktuk, zorlandık, haksızlığa uğradık. Bir kalabalık güruh var ki düne hayıflanmaktan vazgeçemeyen. Dünü konuşacaksam güzellikleri konuşmayı tercih ediyorum, iyi geliyor. Yaşadığım olumlu olumsuz deneyimlerin tamamını da kabul ettim, iftiharla hatırlıyorum ve seviyorum çünkü bugünkü bana çok katkıları var. Lütfen geçmişi evi yapıp içinde yaşayanlardan olmayın.
  20. Kendiniz olun: Bir insanın en çekici güzel hali sahici kendisi olduğu halidir. Yapmacık hareketler, jestler, mimikler, gülüşler, tavırlar son derece itici. Bunca zamanda edindiğim en net tecrübelerden birisi; hangi sosyo kültürel seviyeden olursa olsun insanların, samimiyetle yapaylık arasındaki ayrımı çok net yapabildiğidir. İnsanlara samimi sevgi ve ilgi gösterip çıkar ilşkisi gözetmeksizin hayatınıza temas eden herkese kendisini biricik hissettirin.

 

 

Kaynak: Hülya Mutlu

Eğitimsel Konular

Ara.19

Blog Nedir?

Herkesin dilinden düşmeyen bir kavram olarak blog, şu etkinliğe gittim blogumda yazdım bak, şu filmi izledim blogumda anlattım bak oku gibi cümleler duyuyorsanız, bir blog sahibi arkadaşınız olduğu aşikardır.

Peki siz yabancı mısınız bu blog kavramına? Aslında hepimiz her gün internette gezinirken araştırma yaparken çoğu blogları inceliyor ve bloglardan yazılar okuyoruz.

Peki farkında mıyız? Blog nedir biliyor muyuz, hadi biliyorsunuz peki Blog Tutuyor musunuz?

Evet evet, Blog tutmaktan bahsedecem, çünkü bana göre blog demek internette günlük tutmak demektir. Bu yüzden hep blog yazmak diye değil blog tutmak diye bahsederim.

Peki Sizin Kendi Blogunuz Mevcut Mu?

Blog özünde kavram olarak web-log kelimelerinin birleşmesinden oluşmuştur. İnternette yaptığınız gezilerde hangi sayfaya girip neler gördüğünüzü ve ilginizi çeken bölümleri bir seyir defterine not eder gibi not edip yazdığınız hatta bu gördüğünüz yerdeki resimleri de eklediğiniz sayfalar topluluğudur.

Sürekli olarak Weblog! Weblog! ifadesinin kullanılıp konuşma dilinde baskının We-blog şeklinde vurgulanmasından dolayı zamanla “we” hecesi düşmüş ve devamlı kullanılan dillerden düşmeyen “blog” kavramı oluşmuştur.

Tabii her şeyde olduğu gibi teknik bir terim oluşunca onunla uğraşanlarında ve bu işle ilgili yapılan işlemlerinde terimleri hemen hazır olmakta. Nitekim bu işle uğraşanlara “blogcu – blogger” ve blog üzerinden metin yazıp gönderme işlenmede “bloglama – blogging” denmiştir.

 

Peki anladık, blog bir nevi internetteki günlüğümüz diyebiliriz ama neler yazılmalı, nelerden bahsedilmeli ki?

Aslında Blogda yazılacak konular tamamen Yazarın elindedir.İstediği konudan bahsedebilir, istediği her şeyi paylaşabilir.blog-laptop Bloglar birçok konudan bir sürü farklı içerik ve resmi içerisinde barındırabilir. Bu o blog sahibinin isteğine ve o blog yapısını belirlediği standartlara göre değişiklik gösterir. Önemli olan blog içinde yazılan konuların bir bütünlük ve uyumluluk göstermesidir. Peki, hep aynı konudan mı yazılacak? Hayır !!! Farklı konulardan da yazsanız bu sefer de uyumsuzluğun getirdiği uyumluluğu yakalarsınız.

Peki Neden Blog ?

İnsanlar site açmaktan çok blog açmaya daha doğrusu blog ile uğraşmaya iten birçok sebep vardır. Özellikle kişisel sayfalarda toplu blog hizmeti veren blog portallardan hizmet alanların sayısı hiçte yadsınamayacak kadardır.

Bunun hiç şüphesiz en önemli sebeplerinden biri bir site açmak için verilmesi gereken domain ve hosting gibi ücretlerden kurtulmak olarak gösterilebilir.

Tabii buna  kolay kullanılabilir ve hiç teknik bilgi bilmeden güncelleme yapılan içerik yönetim sistemlerinin de sadece ücretsiz üyeliğe eklendiği düşünüldüğünde gösterilen ilginin hiçte sebepsiz olduğu söylenemez.

Ayrıca bu sistemlerin sabit yapıda bir görünüş değil kullanıcıların zevkine göre sundukları farklı şablonlardaki sayfa yapıları blog kullanımına gösterilen ilgiyi kat ve kat arttırmaktadır. Peki, sadece onların verdiği şablonlar mı hayır!

Kendi yaptıklarınızı da ekleyebildiğinizden, bir sürü sayfa tasarımları ve alternatif çözüm ve resimler ortalıkta kolaylıkla dolaşmaya ve gösterilen ilginin artmasına sebep olmaktadır.

Son olarak bunlara karşılıklı blog linkleri de eklendiğinde hiç kullanmayan kişilerin de başkalarından görüp blog havuzuna dalma isteklerini arttırdığı bir gerçektir.

Peki siz neden hala bir blog tutumuyorsunuz?

Blog Kullanırken Dikkat Edilmesi Gerekenler
1. Amacınızı belirleyin:
2. Okuyucularınızı tanıyın:
3. Gerçekçi olun:
4. Sitenizi sık sık güncelleyin:
5. Blogunuzu halka tanıtın :
6. Kaynaklarınıza link verin:
7. Diğer bloglara link verin.
8. Sevdiğiniz konular hakkında yazmaya çalışın:
9. Sabırlı olun:

Eğitimsel Konular

Kas.29

David Vetter’ın Hayat Hikâyesi : Balonlara Gözlerini Açmak

21 Eylül 1971’de Texas Çocuk Hastahanesi’nde doğduktan tam 20 saniye sonra, ölene kadar hayatını sürdüreceği bir balonun içine konuldu.

Fotoğraf: http://cbsnews2.cbsistatic.com/
david-vetterin-hayat-hikayesi-balonlara-gozlerini-acmak
Aslında ailenin ilk erkek çocuğu da bu hastalık sebebi ile ölmüş. Ailenin bir kız çocuğu olduktan sonra annenin Vetter’e hamile olduğu ortaya çıkmış. Bu hastalık sadece erkek çocuklarda görüldüğü için, aileye % 50 şansları olduğu söylenmiş.
Fotoğraf: https://dailyfunnyphotos.files.wordpress.com
david-vetterin-hayat-hikayesi-balonlara-gozlerini-acmak4
Doktorların, David 2 yaşına gelene kadar hastalığın çözümünü bulabiliriz demeleri üzerine anne, çocuğu doğurmaya karar vermiş.
Fotoğraf: http://www.worldmag.com/
david-vetterin-hayat-hikayesi-balonlara-gozlerini-acmak3
NASA tarafından yapılan ve bir dizi balondan oluşan yaşam alanında David büyümeye başlamış. Tam 6 yaşına kadar bu yaşam alanından çıkmamış. Ailesi ile sadece balonlar arkasından konuşabilmiş.
Fotoğraf: http://images.agoramedia.com/
david-vetterin-hayat-hikayesi-balonlara-gozlerini-acmak2
6 yaşına gelince, NASA, David için özel bir elbise yapmış ve David ilk defa kendi ayakları üzerinde dışarı çıkmış. Annesi ilk defa David’i kucağına alabilmiş.
Fotoğraf: http://communityimpact.com/
david-vetterin-hayat-hikayesi-balonlara-gozlerini-acmak5
Fakat David bu elbiseyi giyerken her seferinde 24 farklı giyme prosedürü ve 28 farklı çıkarma prosedürü uygulamak zorundaymış. Tabi ne annesi ne de David bu işlemlerden zerre kadar şikayetçi değillermiş.
Fotoğraf: http://cbsnews2.cbsistatic.com/
david-vetterin-hayat-hikayesi-balonlara-gozlerini-acmak6
David aynı zamanda eve gelen bir öğretmen yardımıyla yaşıtları gibi eğitim alabiliyormuş. 1979 yılına gelindiğinde ise doktorlar David’e kötü haberi vermiş; bir 10 yıl kadar daha potansiyel bir tedavi bulunamayabilirmiş. 2 yaşında balonlara veda etmesi beklenen David, bir 10 yıl kadar daha balonlarla yaşamak zorundaymış.
Fotoğraf: http://communityimpact.com/
david-vetterin-hayat-hikayesi-balonlara-gozlerini-acmak7
1983 yılında, doktorlar David’e kız kardeşinden ilik nakli yapmaya karar vermişler. Başarılı geçen ameliyattan sonra David ilk kez hasta olmuş. İshal, ateş, şiddetli kusma ve bağırsak kanaması durmayınca; doktorlar David’i ilk kez tamamen balonlardan çıkarmışlar.
Fotoğraf: http://vector.childrenshospital.org/
david-vetterin-hayat-hikayesi-balonlara-gozlerini-acmak8
Dışarıda sadece 7 gün dayanabilen David, 22 Şubat 1984’te 13 yaşında hayata gözlerini yummuş. Arkasında ise insanlığa büyük bir miras bırakmış. David’in kan hücreleri ile geliştirilen bir tedavi yöntemi ile bugün SCID hastası çocukların büyük kısmı normal hayatlarına geri dönebiliyor.
Fotoğraf: http://2.bp.blogspot.com/
david-vetterin-hayat-hikayesi-balonlara-gozlerini-acmak9

Toplumsal Konular

Kas.28

Gerçek Aşk Nedir?

Özlem kokusu sarmışsa dört yanınızı, buram buram kokluyor ise burnunuz özlem kokusunu, Ah üzerine ah çekiyorsanız, Sadece Aşıksın arkadaş..

Aşkı hafife alanlar sevdayı küçük görenler olacaktır, genelde bir çoğu ömrü hayatında gerçekten sevmemiş olanlar. E öyleyse tarif etmek gerek bu sevdayı ama kimseler tamamen anlatamamış ki sevda cümbüşünü.

Ben bu garip halimde sevdanın tanımını nasıl al aşağı edip herkesin anlayacağı şekilde anlatabilirim ki, tabi ki de beceremem.
Size Osho’nun Aşk Özgürlük Tek Başınalık kitabından çarpıcı sözleri aktarıyorum. Aşka şimdiye kadar bakmadığınız şekilde bakıp, yeni bir bakış açısı yakalamanız için…

Aşk, ancak insan varolmayı kavradığında mümkündür, daha önce değil. Aşkta anlaşılması gereken temel şeylerden birisi şudur, birini sevince onu avucunun içinde olmadığı için seversin. Şimdi avucunda, peki o zaman aşk nasıl yaşayacak?

Bir kadının peşine düşersin ve o kendini geri çeker, senden kaçar. Sen gittikçe kızışırsın ve sonra biraz daha peşine düşersin. Ve bu oyunun bir parçasıdır. Her kadın kaçması gerektiğini içgüdüsel olarak bilir, o yüzden kovalamaca sürer gider. Tabii ki onu unutacağın kadar uzağa kaçmaz. Gözünün önünde kalır, hem davetkar, çekici, ilginç görünür hem de kaçar…

Önce adam kadını kovalar, kadın kaçmaya çalışır. Adam kadını yakaladığı anda durum birdenbire değişir. O zaman adam kaçar, kadın kovalar. “Nereye gidiyorsun?” “Kiminle konuşuyordun?” “Neden geciktin?” “Kiminle beraberdin?”

Ve sorun şudur, onlar birbirlerini tanımadıkları için beğendiler. Bilinmeyen çekici geldi. Şimdi iyice tanışıyorlar. Birçok kez seviştiler ve artık bu tekrar haline geldi. En fazla bir alışkanlığa, bir tür gevşemeye dönüştü ama romantikliğin izi kalmadı. Sonra ikisi de sıkılıyor. Kadın da, erkek de bir alışkanlık oluyorlar. Bu alışkanlık yüzünden ayrı yaşayamıyorlar ve romantik halleri bittiği için birlikte yaşayamıyorlar.

Aslında aşk varsa o insanı tanıdığın için daha fazla seversin. Aşk varsa sürer. Yoksa, yok olur gider. İkisi de iyidir. Sıradan bir düşünce tarzı için benim aşk dediğim şey imkansızdır. Onu ancak kendiyle bütünleşmiş bir insan yaşayabilir. Aşk, bütünleşmiş varlıklara özgüdür. Uyanık ve farkında olmak gerekiyor. Eğer senin aşkın bu saçma sapan şeylerden oluşuyorsa, yok olmaya mahkumdur. Ama eğer gerçekse, o zaman bütün o çalkantıları aşacaktır. İzle ve gör…

Sorun aşk değil. Sorun senin farkındalığın. Bu durum senin farkındalığını geliştirip kendin hakkında daha uyanık olmanı sağlayabilir. Belki bu aşk yok olur ama bir sonraki daha iyi olacaktır; daha bilinçli bir seçim yapacaksındır. Veya belki bu aşk, daha iyi bir bilinç sayesinde değişime uğrayacaktır. O yüzden ne olursa olsun insanın olasılıklara açık olması gerekiyor.

Bırak arada mesafe kalsın…

Birlikte ol ama birbirini ezmeye çalışma, sahip çıkmaya uğraşma ve karşındakinin bireyselliğini mahvetme. Birlikte yaşadığında bırak arada mesafe kalsın…

İnsanlar, aşkın ne olduğunu bilmediklerinin farkında değiller. Aşk, asla şüphelenmez, asla kıskanmaz. Aşk asla diğerinin özgürlüğüne karışmaz. Asla kendi isteğini diğerine zorla kabul ettirmez. Aşk özgürlük sunar ve bu özgürlük ancak ilişkide mesafe varsa mümkün olur.

Birbirinizi sevin ama aşktan bağlar üretmeyin. Aşk bir armağan olmalı ama bedeli olmamalı. Durağan bir şey yaratma. İşi rutin hale getirme. Bırak aşk ruhlarınızın kıyıları arasında gidip gelen bir deniz gibi kalsın.

Eğer özgürlük ve aşka sahip olursan başka şeye ihtiyacın kalmaz. Elde etmişsindir, sana yaşam işte bunun için verildi.

Güzel bir hikaye…

Bir kadın gece geç vakit Akdeniz’de bir kasabaya geldi ama kalacak tek bir otel odası bile bulamadı. “Üzgünüm,” dedi resepsiyondaki görevli “ama son odamızı az evvel bir İtalyan tuttu.”

“Oda numarası kaç?” diye sordu kadın çaresizlik içinde. “Belki kendisiyle anlaşabilirim.”

Görevli ona oda numarasını verdi, kadın da yukarı çıkıp kapıya vurdu. İtalyan onu içeri buyur etti.

“Bak bayım,” dedi kadın, “Seni tanımıyorum ve sen de beni, ama uyuyacak bir yere şiddetle ihtiyacım var. Eğer şu köşedeki koltuğu kullanmama izin verirsen söz veriyorum seni hiç rahatsız etmem.”

İtalyan bir an düşündü ve sonra “Tamam” dedi. Kadın koltukta kıvrıldı ve İtalyan yatağına döndü. Ama koltuk çok rahatsızdı ve birkaç dakika sonra kadın sessizce yatağa yaklaşıp İtalyan’ın kolunu dürttü. “Bak bayım” dedi, “Seni tanımıyorum ve sen de beni, ama o koltukta uyumak imkansız. Şurada, yatağın köşesinde uyusam olur mu?

“Tamam,” dedi İtalyan, “yatağın köşesi senin olsun.” Kadın yattı, ama birkaç dakika sonra üşüdü. Tekrar İtalyan’ı dürttü.

“Bak bayım,” dedi, “Seni tanımıyorum ve sen de beni, ama burası çok soğuk. Seninle battaniyenin altına girsem olur mu?” Kadın oraya güzelce yerleşti, ama erkeğin bedenine yakın olunca canı seks çekti. Yine İtalyan’ı dürttü.

“Bak bayım,” dedi, “Seni tanımıyorum ve sen de beni, ama ufak bir parti yapmaya ne dersin?”

İtalyan bunalmış halde yatakta dikildi. “Bana bak kadın,” diye bağırdı, “Ben seni tanımam, sen de beni tanımazsın. Gecenin bir vaktinde kimi bulup da partiye davet edeceğiz ki?”

Ama işte olay budur: “Sen beni tanımazsın, ben de seni tanımam.” Tamamen tesadüflerden ibaret. Ortada ihtiyaçlar var; insanlar kendilerini yalnız hissediyorlar; birilerinin bu yalnızlığı gidermesini istiyorlar. Buna aşk diyorlar. Sevgi gösteriyorlar çünkü karşılarındakini tavlamanın tek yolu bu. O da buna aşk diyor çünkü seni tavlamanın tek yolu bu. Ama bunun gerçekten aşk olup olmadığını kim bilebilir? Aslında, aşk bir oyundur.

Evet, gerçek bir aşk olma ihtimali var, ama bu ancak kimseye ihtiyaç duymadığında başına gelir. İşin zorluğu burada… Kendi başına gerçekten mutlu olabildiğinde kimseyi kullanmak istemeyeceksin. Tek istediğin paylaşmak olacak. İçin öyle dolu ki dışarı taşıyorsun, ve bunu biriyle paylaşmak istiyorsun. Ve birisinin bunu kabul etmesinden minnet duyacaksın. İşte bu kadar..

Yani Aşk ihtiyaçlarından doğuyorsa elbet yok olacaktır, ama Aşk paylaşmaktan, hayatı pay etmekten doğuyorsa ilelebet sürecektir.

Ben Gerçek aşkı bulduğumu düşünüyorum. Benim gibi herkese gerçek Aşkı nasip etsin Rabbim.

Yaşamsal Konular

Kas.28

Aşktan Ne Anlıyorsun?

Biraz da öznellik üzerine yazayım dedim mükemmel bir şey değil sadece cümleler bir araya getirilmiş ve güzel bir metin çıkmış bence dediğim gibi bence yani herkese göre değişebilir çünkü aşk ve sevgi öznel duygulardır. Buyrun metin..

Aşkı; bulmak zordur.. Öyleyse kıymetini bileceğiz aşkın. Bir kez buldun mu yapışacaksın yakasına.Ellerini bir saniye bile ayırmayacaksın aşkın üstünden.

Bir çiçek gibi sulayacaksın. Büyüteçeksin. Öyle uzaktan bakmayla yaşanmaz aaşk.
Ruhunu adayacaksın. Beni düşündüğünde bedenin titreyecek, ellerin terleyecek, yutkunamayacaksın.

Özlem tutuşturacak seni, alev alev yanacaksın. Ayrılık fikri deli edecek seni……… Yokluğum aklına geldiğinde bir taş gibi yüreğine oturacak,ağırlığının altında ezileceksin. Yerinden kalkamaz hale geleceksin. Düşünemeyecek, konuşamayacak hatta ağlayamayacaksın.

SENİ SEVİYORUM dediğinde bunu sadece dilinle değil, yüreğinle, gözlerinle de söyleyeceksin.
Ben, beni sevdiğini senin söylemenle değil gözlerine baktığım zaman anlayacağım. Ancak o zaman inanacağım…….

Birlikteyken unutacaksın dünyayı; .Sadece bana ait olacaksın, ben de sana… Birbirimizden başka hiçbir şeyin önemi olmayacak.

Sana dokunduğumda kanın hızlı; hızlı; akacak. Yüreğin deli gibi çarpacak. Nefes nefese kalacaksın Ve sanma ki senden farklı; olacağım ben de…

Bin kilometre ötede olsam GEL dediğinde koşacağım sana merak etme. Bir tek gün bile bırakmayacağım elini.

Yanımda olmasan aklımda olacaksın, baktığım her yerde seni göreceğim……..

Ben aşktan bunu anlıyorum işte. Sıradan olmadım hiç. Birkaç sevgi sözcüğüyle geçiştirilecek aşklar bana göre değil.
Yaşayacaksam, doya doya yaşamalıyım aşkı. Her hücreme girmelisin. Bende hüküm sürmelisin. Aşk kaçağı; değil, aşk mahkumu olmalısın.

Şimdi bırakalım tedirginliği bir kenara. Kenetlensin ellerimiz ve aşk bizi alsın kollarına… Hadi ne duruyorsun gel artık herşeyinle bana…

Uzat ellerini birlikte sonsuzluğa yelken açalım…

Yaşamsal Konular