Kas.17

Yumurta ve Yulaf

Merhaba arkadaşlar, seri halinde yazmayalı uzun zaman oldu ve bu yüzden haftalık seri yazılarıma başlamayı planladım ve ilk olarak bu yazı ile temeli atmaktayım. Her  hafta yaşam kategorimde 1 konu başlığını ele alıp, araştırmalar yapıp, edindiğim bilgileri kendimce yorumlayarak anlatmaya çalışacağım. Hem yazılarımı okuyan ziyaretçilerime hemde kendime genel kültür nezdinde bilgiler aşılamayı hedeflemekteyim. Bu hafta herkesin dert yandığı bir konudan bahsetmek istiyorum, Kansere karşı önlem almak.

Peki, neler yapmalıyız? Nasıl beslenmeliyiz? Nelere dikkat etmeliyiz. Her şeyden önce besin listemizi güncellememiz gerekmekte, neler yediğimize dikkat etmemiz gerekmekte. Sağlıklı yaşamak isteyen herkesin besin listesinde olması gereken Yumurta ve Yulaftan bahsedelim.

Her gün tüketilmesi gereken iki besin: Yumurta ve Yulaf

Yumurta, Herkes bilir ki anne sütünden sonra tüm besin ögelerini içeren mucizevi besindir. Oldukça protein içermesinden ötürü sporcuların besin listesinden asla çıkmaz. Eğer sağlıklı yaşamak ve kansere önlem almak için Yumurtayı kesinlikle besin listenize eklemeli ve her sabah en az 1 adet yemenizi öneririm.

Son dönemlerde kansere karşı önlem için doktorların özellikle değindiği nokta ise lifli beslenmenin artırılması. Tahıllar arasında besin değeri oldukça yüksek olan yulafı diyet listelerinde görmemiz bizi hiç şaşırtmasa gerek. Kolesterol seviyesini düşürmesiyle bilinen yulaf kesinlikle besin listenizde olmalı, ayrıca yeterli ve dengeli beslenmenin başı olarak yulaf gösterilmekte. Yulafın nasıl tüketileceği konusunda tartışmalar olsa da ortak kanaat sabah kahvaltılarında ya da ara öğünlerde bir kâse yoğurda yemek istediğiniz kadar yulafı ekleyerek karıştırmak

Her ne kadar yumurta ve yulaf yenilmesini söylesek de sadece bunlarla sınırlı kalmamamız gerektiğini bilmeliyiz. Sağlıklı yaşamın temel şartı spordur. Yeterli ve dengeli beslenme ile sporu bir arada tuttuğumuzda zaten kansere karşı önlemi almış olmaktayız.

Vücudumuz dinç tutmak için spor yapmalı ve besin listemizde yumurta ve yulafa yer vermeliyiz. İlk serimi burada sonlandırıyorum. Haftaya serinin  yeni yazısında görüşmek üzere, sağlıcakla 🙂

 

Yaşamsal Konular

May.26

Bir şarkı en fazla ne olabilir ki!!

Bazı şarkılar vardır, insanın içine huzur verir, dinledikçe dinler ve uzun bir süre başka bir işle meşgul olurken dahi o şarkıyı mırıldanırsınız, siz yapmıyorsanız bile ben yapıyorum bunu..

Dinlerken huzur bulduğum ve ruhumun derinliklerine inen şarkılar vardır, işte onlardan bahsediyorum.İnsanı dünyadan bir kaç dakikalığına alıveren ve ruhunu dinlendiren şarkılar bunlar..

3-5 dörtlükten oluşan yazı parçasıdır aslında, güzel bir ritm ve ezgi ile söylenen altı üstü şarkıdır ama kendi düşüncelerimizden, yaşadıklarımızdan ve hayallerimizden izler bulmuşsak eğer bir şarkıda işte o zaman ruhumuza inmiştir o sözler, bizi kendine sarmalamıştır. Kalbimizde ki eşsiz akarsuda akıp durmaktadır artık, biz istesek de istemesek de..

Bazı şarkılar vardır, keyfimizi yerine getirir, bize eğlence ile seslenir ”yeter artık neşelen Lan” der gibi haykırır, işte o şarkılar da kalbimizin eşsiz semalarında seyahat ederler.

” Müzik ruhun gıdasıdır. ” bu sözü söyleyen kişinin müziğe aşık bir insan olduğunu temenni ediyorum. Aslında sevdiğimiz çoğu şarkı haykırıp, bağırmak istediğimiz duygularımıza tercüman gibidir.

Bu duygu ille de aşk olmak zorunda değildir. Örneğin; işsizlik, yoksulluk, huzursuzluk, mutsuzluk, eğlence, mutluluk, rahatlık gibi bir sürü duygularımıza tercümandır şarkılar. Sevdiğimiz her müzik aslında bir haykırıştır içimizden gelen..

Şarkılarla ilgili içimden geçenleri yazdığım bir oldu bu yazı da işte, ne demişler ” içine atma blog’una yaz.. “

Şimdi en sevdiğin bir şarkıyı mırıldan ve duygularını haykır gitsin.

Yaşamsal Konular

May.22

Aylar sonra iş mülakatı deneyimlerim

Tarihi tam olarak hatırlayamasam da bir sene geçmişti en son ki iş mülakatı tecrübemin üzerinden, giriş cümlem ile beraber sıkıcı bir konuya değinmenin acizliğini hissettirdim galiba..

Hangimiz seviyoruz ki sıkıcı iş mülakatlarını, işsiz işsiz ortalıkta dolanıp da işe girebilmek ümidiyle mülakattan mülakata atlayan birisi için  hiç de eğlenceli bir serüven değil bu iş mülakatı dedikleri velet..

Beni tanıyanlardan üniversitede okuyorsun neyin mülakatı neyin isyanı bu diyenler var herhalde?

Laf kalabalığını bırakıp konuya geçmem gerekiyor, aslında nasıl isyan etsem ifade edilmez ama başlıyorum ufaktan

Son bir aydır kendime göre uygun iş ilanlarına üniversite öğrencisi halimle öz geçmişimi gönderiyorum. Öz geçmişimi gönderdiğim yerler geri dönüş yapıyor, aradıkları eleman özelliklerine uyduğumu beyan ediyorlar telefonda, ee ? şu gün gel görüşelim diyorlar..

Gün gelip çatıyor, bendeniz garibim de işle alakalı analiz yapıp, firma hakkında bilgi sahibi olup dolu dolu çıkmaya çalışıyor patronların karşısına..

Efendim görüşme saati gelip çatıyor ve görüşme yerine gidiyorum,

Tatlı tatlı selamlaşmalardan sonra giriyor patron yaveri konuya, iş hakkında detaylı detaylı konuşuyor, hangi süreçleri bilip bilmediğim konusunda da beni tartmaya çalışıyor soruları ile..

Tüm sorulardan ve açıklamalardan sonra aradıkları kişinin ben olduğuma karar verildi sıra çalışma saati ve şekli üzerine konuşmaya gelindi.

Patron yaveri hemen tam zamanlı çalışan lazım bize diyerek izahını yapıyor, ben ise 3 aylık yaz döneminde tam zamanlı çalışabileceğimi, eylülden sonra ise sadece okul derslerimin olduğu saatlerde yerime eleman bırakacağımı ve işin aksamayacağını beyan ettim.

Hiddetli bir ses ile bize tam zamanlı çalışan lazım maalesef çalışma şartlarınız bize uymuyor, yarım zamanlı eleman ihtiyacımızda sizinle görüşelim cevabını aldım,  cevabın ardından tatlı tatlı vedalaşıp, iyi çalışmalar diyerek görüşme yerinden ayrıldım.

Konuyu kabaca özet geçerek anlattım ama Halil Sezai gibi uzun uzun isyan diyerek bağırabilirim.

evet evet isyan edebilirim,

Niteliklerim uyduğu halde, öğrenci olduğum için  çalışamamaktan

isyan edebilirim,

patronların bilişim dünyasında çalışan elemanların tam zamanlı anlayışını değiştirmemesinden..

ama sadece ve sadece isyan edebiliyorum.

Tüm iş mülakatı süreçlerine isyaaaannn…

 

Yaşamsal Konular

Ara.30

Zengin birisi ile evlenmek isteyen kıza ibretlik cevap !

Dünyanın en büyük finans şirketlerinden J.P. Morgan’ın CEO’su James Dimon’un, zengin koca avcısı bir kızın kendisine attığı bir elektronik postaya verdiği ibretlik cevap.

Zengin birisi ile evlenmek isteyen bir kızın J.P. Morgan’a yolladığı elektronik posta :

Sayın Morgan,

Sizinle dürüst olacağım. Bu yıl 25 yaşına giriyorum. Çok güzelim, iyi bir stilim var ve kaliteli şeyleri severim. Yıllık geliri en az 500 bin dolar veya daha fazla olan bir adamla evlenmek istiyorum. Aç gözlü olduğumu düşünebilirsiniz fakat New York’ta yıllık geliri 1 milyon dolar olan insanlar maalesef orta sınıf sayılıyor.

Çok şey istemiyorum. Sizin sitenizde yıllık geliri 500 bin dolar veya daha fazla olan biri var mı? Hepiniz evli misiniz? Bu konuları merak ediyor ve sormak istiyorum, sizin gibi zengin insanlarla evlenmek için ne yapmam gerek?

Bugüne kadar birlikte olduğum erkekler arasında en zengini yılda 250 bin dolar kazanıyordu. Central Park’ın batı yakasında, yüksek bütçeli rezidanslarda yaşamak isteyen biri için yıllık 250 bin dolar yeterli değil. Size alçak gönüllülükle soruyorum:

1) Zengin bekarlar nerede takılır? (Lütfen bar, restaurant, spor salonu, kulüp, vs. gibi mekanların isimlerini ve adreslerini yazar mısınız.)

2) Hangi yaş kategorisine odaklanmalıyım?

3) Çoğu zenginin eşleri neden ortalama güzellikte? Bir kaç kızla tanıştım; güzel veya ilgi çekici değiller ama zengin erkeklerle evlenebiliyorlar.

4) Kimin karınız, kimin yalnızca sevgiliniz olabileceğine nasıl karar veriyorsunuz? Benim hedefim evlenmek. Zengin bir adamla evlenebilmek için ne yapmalıyım ?

Saygılarımla

Bayan Güzel

James Dimon’un kıza yanıt olarak yolladığı elektronik posta :

Sevgili Bayan Güzel,

zengin-birisi-ile-evlenmek-isteyen-kiza-ibretlik-cevap-ilgincbirbilgi

Yazınızı büyük bir ilgiyle okudum. Tahmin ediyorum ki sizin gibi aynı soruları soran pek çok genç kız var. Lütfen profesyonel bir yatırımcı olarak durumunuzu analiz etmeme izin verin. Benim yıllık gelirim 500 bin doların üzerinde, sizin kriterlerinize uyuyor, bu sebeple zamanınızı boş yere çalmadığımı umut ediyorum.

Bir iş adamı gözünden bakarsak, sizinle evlenmek kötü bir fikir. Nedeni ise çok basit, lütfen açıklamama izin verin. Detayları bir kenara bırakırsak, yapmaya çalıştığınız şey “güzellik” ile “para” ikilisini takas etmek: A kişisi güzelliği sağlar, B kişisi de bunun için ödeme yapar, gayet adil. Fakat burada ölümcül bir problem var; sizin güzelliğiniz kaybolacak ama benim param iyi bir sebep olmadıkça tükenmeyecek. Aslına bakarsanız, benim gelirim yıldan yıla artabilir, ancak siz yıldan yıla güzelleşemezsiniz. Bu sebeple, ekonomik açıdan bakarsak, ben değer kazanan bir varlıkken siz değer kaybeden bir varlıksınız. Hem de sıradan bir değer kaybı değil, katlanarak artan bir değer kaybı. Eğer güzellik sizin tek varlığınızsa, değeriniz 10 yıl sonra çok daha düşük olacak.

Wall Street’te kullandığımız bir terimden yola çıkarsak, sizin için “takas pozisyonu” diyebiliriz, “satın al ve bekle” değil. Sizi satın almak iyi bir fikir değil, bu sebeple kiralamayı tercih ederim. Çünkü alışveriş değeri düşen bir şeyi uzun süre elde tutmak hiç de akıllıca değildir. Şüphesiz; aynı şey sizin istediğiniz evlilik için de geçerli.

Bu yazdıklarım size zalimce geliyorsa bir de şöyle düşünün; tüm paramı kaybetseydim, beni terk etmez miydiniz? Aynı şekilde güzelliğinizi kaybettiğinizde, benim de çıkış yolunu bulmam gerekmez mi?

Yıllık geliri 500 bin doların üstünde olan insanlar aptal değil; sizinle yalnızca çıkarız ama evlenmeyiz. Size, zengin bir adamla evlenme fikrini unutmanızı öneririm. Bu arada, yılda 500 bin dolar kazanan o zengin siz olabilirsiniz. Zira o kadar parayı kazanmak, zengin bir aptal bulabilme ihtimalinizden daha yüksek…

CEO J.P. Morgan

Yaşamsal Konular

Kas.29

Hani benim gençliğim nerde?

Genellikle çoğu kişinin küçükken yapmak istediği ama yapmadığı bir şeyler vardır, işte benim ki de öyle bir şey.. Küçükken hep uçurtma uçuranların hayranı oldum, kendi uçurtmamı yaptım ama hiç sağlam yapmayı beceremedim.Başkasına yaptırsam da iki üç gün sonra terazi kısmı elimde bozuluyordu.(Terazi kısmını uçurtmadan anlayan bir çok kişi bilir : )

uçurtmauçurançocuk

Hazır uçurtmalar vardı elbet ama hiç ailemden hazır uçurtma istemedim.Neden istemediysem artık şimdi keşke isteseydim diye dövünüyorum.Çocukluk aklı işte nasıl düşünmüşsem artık…

Çocukluk insanın bilinç altını oluşturan temel etkenlerdendir, ne zaman bi uçurtma görsem içim içime sığmaz ve sevinç kaplar beni.Felsefenin meyvelerini verdiği somut bi örnek olsa gerek diye düşünüyorum.

Bir de çok sevdiğim bir şarkı vardır, benim uçurtma hevesime seslenir gibi, tabi bana göre öyle tabi, normalde şarkının teması ve konusu farklı işte o şarkı;

Ahmet Kaya – hani benim gençliğim nerde?

Ahmet Kaya’nın bu eserini elimden geldikçe her zaman dinlemeye çalışırım, beni çocukluğuma götürür ve hüzünlendirir.Uçurtmam tellere takıldı sözünde benim iç ve dış hatlarımda bağlantılar ttnet gibi kopmaya başlıyor 🙂

Çocukluktan kalan herşey böyle ufak tefek şeyler olsa keşke, çok büyük acılar ve dertler birikmemiş olsa keşke, içini kemiren büyük çöküşler olmamış olsa keşke. neyse buyrun şarkımız;

Yaşamsal Konular

Kas.28

Gerçek Aşk Nedir?

Özlem kokusu sarmışsa dört yanınızı, buram buram kokluyor ise burnunuz özlem kokusunu, Ah üzerine ah çekiyorsanız, Sadece Aşıksın arkadaş..

Aşkı hafife alanlar sevdayı küçük görenler olacaktır, genelde bir çoğu ömrü hayatında gerçekten sevmemiş olanlar. E öyleyse tarif etmek gerek bu sevdayı ama kimseler tamamen anlatamamış ki sevda cümbüşünü.

Ben bu garip halimde sevdanın tanımını nasıl al aşağı edip herkesin anlayacağı şekilde anlatabilirim ki, tabi ki de beceremem.
Size Osho’nun Aşk Özgürlük Tek Başınalık kitabından çarpıcı sözleri aktarıyorum. Aşka şimdiye kadar bakmadığınız şekilde bakıp, yeni bir bakış açısı yakalamanız için…

Aşk, ancak insan varolmayı kavradığında mümkündür, daha önce değil. Aşkta anlaşılması gereken temel şeylerden birisi şudur, birini sevince onu avucunun içinde olmadığı için seversin. Şimdi avucunda, peki o zaman aşk nasıl yaşayacak?

Bir kadının peşine düşersin ve o kendini geri çeker, senden kaçar. Sen gittikçe kızışırsın ve sonra biraz daha peşine düşersin. Ve bu oyunun bir parçasıdır. Her kadın kaçması gerektiğini içgüdüsel olarak bilir, o yüzden kovalamaca sürer gider. Tabii ki onu unutacağın kadar uzağa kaçmaz. Gözünün önünde kalır, hem davetkar, çekici, ilginç görünür hem de kaçar…

Önce adam kadını kovalar, kadın kaçmaya çalışır. Adam kadını yakaladığı anda durum birdenbire değişir. O zaman adam kaçar, kadın kovalar. “Nereye gidiyorsun?” “Kiminle konuşuyordun?” “Neden geciktin?” “Kiminle beraberdin?”

Ve sorun şudur, onlar birbirlerini tanımadıkları için beğendiler. Bilinmeyen çekici geldi. Şimdi iyice tanışıyorlar. Birçok kez seviştiler ve artık bu tekrar haline geldi. En fazla bir alışkanlığa, bir tür gevşemeye dönüştü ama romantikliğin izi kalmadı. Sonra ikisi de sıkılıyor. Kadın da, erkek de bir alışkanlık oluyorlar. Bu alışkanlık yüzünden ayrı yaşayamıyorlar ve romantik halleri bittiği için birlikte yaşayamıyorlar.

Aslında aşk varsa o insanı tanıdığın için daha fazla seversin. Aşk varsa sürer. Yoksa, yok olur gider. İkisi de iyidir. Sıradan bir düşünce tarzı için benim aşk dediğim şey imkansızdır. Onu ancak kendiyle bütünleşmiş bir insan yaşayabilir. Aşk, bütünleşmiş varlıklara özgüdür. Uyanık ve farkında olmak gerekiyor. Eğer senin aşkın bu saçma sapan şeylerden oluşuyorsa, yok olmaya mahkumdur. Ama eğer gerçekse, o zaman bütün o çalkantıları aşacaktır. İzle ve gör…

Sorun aşk değil. Sorun senin farkındalığın. Bu durum senin farkındalığını geliştirip kendin hakkında daha uyanık olmanı sağlayabilir. Belki bu aşk yok olur ama bir sonraki daha iyi olacaktır; daha bilinçli bir seçim yapacaksındır. Veya belki bu aşk, daha iyi bir bilinç sayesinde değişime uğrayacaktır. O yüzden ne olursa olsun insanın olasılıklara açık olması gerekiyor.

Bırak arada mesafe kalsın…

Birlikte ol ama birbirini ezmeye çalışma, sahip çıkmaya uğraşma ve karşındakinin bireyselliğini mahvetme. Birlikte yaşadığında bırak arada mesafe kalsın…

İnsanlar, aşkın ne olduğunu bilmediklerinin farkında değiller. Aşk, asla şüphelenmez, asla kıskanmaz. Aşk asla diğerinin özgürlüğüne karışmaz. Asla kendi isteğini diğerine zorla kabul ettirmez. Aşk özgürlük sunar ve bu özgürlük ancak ilişkide mesafe varsa mümkün olur.

Birbirinizi sevin ama aşktan bağlar üretmeyin. Aşk bir armağan olmalı ama bedeli olmamalı. Durağan bir şey yaratma. İşi rutin hale getirme. Bırak aşk ruhlarınızın kıyıları arasında gidip gelen bir deniz gibi kalsın.

Eğer özgürlük ve aşka sahip olursan başka şeye ihtiyacın kalmaz. Elde etmişsindir, sana yaşam işte bunun için verildi.

Güzel bir hikaye…

Bir kadın gece geç vakit Akdeniz’de bir kasabaya geldi ama kalacak tek bir otel odası bile bulamadı. “Üzgünüm,” dedi resepsiyondaki görevli “ama son odamızı az evvel bir İtalyan tuttu.”

“Oda numarası kaç?” diye sordu kadın çaresizlik içinde. “Belki kendisiyle anlaşabilirim.”

Görevli ona oda numarasını verdi, kadın da yukarı çıkıp kapıya vurdu. İtalyan onu içeri buyur etti.

“Bak bayım,” dedi kadın, “Seni tanımıyorum ve sen de beni, ama uyuyacak bir yere şiddetle ihtiyacım var. Eğer şu köşedeki koltuğu kullanmama izin verirsen söz veriyorum seni hiç rahatsız etmem.”

İtalyan bir an düşündü ve sonra “Tamam” dedi. Kadın koltukta kıvrıldı ve İtalyan yatağına döndü. Ama koltuk çok rahatsızdı ve birkaç dakika sonra kadın sessizce yatağa yaklaşıp İtalyan’ın kolunu dürttü. “Bak bayım” dedi, “Seni tanımıyorum ve sen de beni, ama o koltukta uyumak imkansız. Şurada, yatağın köşesinde uyusam olur mu?

“Tamam,” dedi İtalyan, “yatağın köşesi senin olsun.” Kadın yattı, ama birkaç dakika sonra üşüdü. Tekrar İtalyan’ı dürttü.

“Bak bayım,” dedi, “Seni tanımıyorum ve sen de beni, ama burası çok soğuk. Seninle battaniyenin altına girsem olur mu?” Kadın oraya güzelce yerleşti, ama erkeğin bedenine yakın olunca canı seks çekti. Yine İtalyan’ı dürttü.

“Bak bayım,” dedi, “Seni tanımıyorum ve sen de beni, ama ufak bir parti yapmaya ne dersin?”

İtalyan bunalmış halde yatakta dikildi. “Bana bak kadın,” diye bağırdı, “Ben seni tanımam, sen de beni tanımazsın. Gecenin bir vaktinde kimi bulup da partiye davet edeceğiz ki?”

Ama işte olay budur: “Sen beni tanımazsın, ben de seni tanımam.” Tamamen tesadüflerden ibaret. Ortada ihtiyaçlar var; insanlar kendilerini yalnız hissediyorlar; birilerinin bu yalnızlığı gidermesini istiyorlar. Buna aşk diyorlar. Sevgi gösteriyorlar çünkü karşılarındakini tavlamanın tek yolu bu. O da buna aşk diyor çünkü seni tavlamanın tek yolu bu. Ama bunun gerçekten aşk olup olmadığını kim bilebilir? Aslında, aşk bir oyundur.

Evet, gerçek bir aşk olma ihtimali var, ama bu ancak kimseye ihtiyaç duymadığında başına gelir. İşin zorluğu burada… Kendi başına gerçekten mutlu olabildiğinde kimseyi kullanmak istemeyeceksin. Tek istediğin paylaşmak olacak. İçin öyle dolu ki dışarı taşıyorsun, ve bunu biriyle paylaşmak istiyorsun. Ve birisinin bunu kabul etmesinden minnet duyacaksın. İşte bu kadar..

Yani Aşk ihtiyaçlarından doğuyorsa elbet yok olacaktır, ama Aşk paylaşmaktan, hayatı pay etmekten doğuyorsa ilelebet sürecektir.

Ben Gerçek aşkı bulduğumu düşünüyorum. Benim gibi herkese gerçek Aşkı nasip etsin Rabbim.

Yaşamsal Konular

Kas.28

Aşktan Ne Anlıyorsun?

Biraz da öznellik üzerine yazayım dedim mükemmel bir şey değil sadece cümleler bir araya getirilmiş ve güzel bir metin çıkmış bence dediğim gibi bence yani herkese göre değişebilir çünkü aşk ve sevgi öznel duygulardır. Buyrun metin..

Aşkı; bulmak zordur.. Öyleyse kıymetini bileceğiz aşkın. Bir kez buldun mu yapışacaksın yakasına.Ellerini bir saniye bile ayırmayacaksın aşkın üstünden.

Bir çiçek gibi sulayacaksın. Büyüteçeksin. Öyle uzaktan bakmayla yaşanmaz aaşk.
Ruhunu adayacaksın. Beni düşündüğünde bedenin titreyecek, ellerin terleyecek, yutkunamayacaksın.

Özlem tutuşturacak seni, alev alev yanacaksın. Ayrılık fikri deli edecek seni……… Yokluğum aklına geldiğinde bir taş gibi yüreğine oturacak,ağırlığının altında ezileceksin. Yerinden kalkamaz hale geleceksin. Düşünemeyecek, konuşamayacak hatta ağlayamayacaksın.

SENİ SEVİYORUM dediğinde bunu sadece dilinle değil, yüreğinle, gözlerinle de söyleyeceksin.
Ben, beni sevdiğini senin söylemenle değil gözlerine baktığım zaman anlayacağım. Ancak o zaman inanacağım…….

Birlikteyken unutacaksın dünyayı; .Sadece bana ait olacaksın, ben de sana… Birbirimizden başka hiçbir şeyin önemi olmayacak.

Sana dokunduğumda kanın hızlı; hızlı; akacak. Yüreğin deli gibi çarpacak. Nefes nefese kalacaksın Ve sanma ki senden farklı; olacağım ben de…

Bin kilometre ötede olsam GEL dediğinde koşacağım sana merak etme. Bir tek gün bile bırakmayacağım elini.

Yanımda olmasan aklımda olacaksın, baktığım her yerde seni göreceğim……..

Ben aşktan bunu anlıyorum işte. Sıradan olmadım hiç. Birkaç sevgi sözcüğüyle geçiştirilecek aşklar bana göre değil.
Yaşayacaksam, doya doya yaşamalıyım aşkı. Her hücreme girmelisin. Bende hüküm sürmelisin. Aşk kaçağı; değil, aşk mahkumu olmalısın.

Şimdi bırakalım tedirginliği bir kenara. Kenetlensin ellerimiz ve aşk bizi alsın kollarına… Hadi ne duruyorsun gel artık herşeyinle bana…

Uzat ellerini birlikte sonsuzluğa yelken açalım…

Yaşamsal Konular

Kas.28

Hayatın Tadını Çıkarmak

İnsanı hayata bağlayan şeyler vardır, mutlu olmasını sağlayan, bazen bir umut bazen sevgi bazen aşk vs. uzun uzun edebiyat yapmanın lüzumu yok anlatmak istediğim hayatta bir amacımız ve elbet istediğimiz bazı şeyler vardır.

Hayatımızda, gündelik yaşam içerisinde yüzümüzü güldüren ve zevk aldığımız ufak tefek ayrıntılarda yer almalıdır. Mutlu olmak için öncelikle mutlu olmayı istemek ve mutlu olacağımıza inanmak gerekir. Şimdi konuyu biraz kişisel boyutta ele almak isterim.Tamam insanın kendi bünyesinde mutlu olması için bazı şeyler istesi normaldir, lakin insan farkında olmasa da günlük hayat içerisinde tadını aldığı ve sevdiği şeyler mevcuttur.

Benim için vazgeçilmez ve mutluluk sebebim olan küçük ayrıntılardan bir kaçına örnek vereyim;

Kazan SimidiAlpella Beyaz ÜçgenMuz ve Fanta

Kazan Simidi pekmezle yapılmasından dolayı olsa gerek beni kendine çekmektedir ve birbirine sarılmış hamurların kazanda yüksek ısı ile pişirilmesi beni hep cezp etmiştir. Sıcak sıcak kazan simidi yemek için bazı günler kazan başında simidin çıkması için beklediğim olmuştur. Evden kahvaltı yapmadan çıkıp bir simit dünyasından sıcak bir kazan simidi alıp kafede çay ile birlikte kazan simidinin tadını doya doya çıkardığım günler çoktur.

Alpella Beyaz Üçgen, kakao ve çikolatadan pek hoşlanmam, damla çikolatalar midemi dahi bulandırır bu yüzden çikolata denince Beyaz Üçgen hep birinci sırada yer almıştır. Beyaz üçgen yediğim zamanlar neşem genellikle yerinde olur.

Muz benim asla tadına doyamadığım bir tropikal meyvedir. Kilolarca muz yediğim günlerim var. Muz yiyorsam eğer dertler fazla umurumda olmaz, aklım hep pozitif yönde çalışır ve nefes aldığım için şükür ederim.

Gelelim Fanta’ya.. Normal meyve suyu değildir bir kere, farklıdır yedigün filan da yerini tutmuyor ki aynı tadı vermiyor. Üretenler artık içine ne katıyorsa benden beş yıldız almayı başardılar. Cola mı Fanta mı? sorusuna çekinmeden direk söylerim ki Fanta.. Fanta içiyorsam ben gelecek güzeldir hayallere dalar garip bünyem…

Kısa kısa sevdiğim şeylerden bahsettim, sizinde hayatta zevk aldığınız şeyler mutlak vardır yeter ki farkında olalım…

Yaşamsal Konular,Genel

May.17

Restaurant Employer Read Clients Orders On His iPad

It’s no secret that the digital industry is booming. From exciting startups to global brands, companies are reaching out to digital agencies, responding to the new possibilities available. However, the industry is fast becoming overcrowded, heaving with agencies offering similar services — on the surface, at least.

Producing creative, fresh projects is the key to standing out. Unique side projects are the best place to innovate, but balancing commercially and creatively lucrative work is tricky. So, this article looks at how to make side projects work and why they’re worthwhile, drawing on lessons learned from our development of the ux ompanion app.

Why Integrate Side Projects?

Being creative within the constraints of client briefs, budgets and timelines is the norm for most agencies. However, investing in research and development as a true, creative outlet is a powerful addition. In these side projects alone, your team members can pool their expertise to create and shape their own vision — a powerful way to develop motivation, interdisciplinary skills and close relationships.

People think focus means saying yes to the thing you’ve got to focus on. But that’s not what it means at all.

Building into the identity and culture of an agency can also lead to new client work. These projects act as a road map, showing clients exciting new technologies and ideas that will differentiate you from competitors. One of our earliest projects turned our website into a brochure, optimized for the first iPad’s touch interactions. By demonstrating the final product, we went on to win a project to create a similar product for a new client.

How To Make Side Projects Work

sketchWe’re still working on achieving that perfect balance between commerce and creativity. But we have fresh inspiration on how it’s done from having worked on ux companion. The app gained a popular following in early October, as one of the first native apps to offer a full glossary of user experience terms and theory — but the development process was definitely a learning process.

Commercializing side projects alongside client work isn’t easy. Even if such projects are intended to generate additional revenue streams, they are not directly related to your core business. Those with a more qualitative aim, such as promoting expertise or technological experimentation, are even harder to justify.

A significant shift in mindset is required to support either type of side project — weighing the longer-term, incremental benefits against committing what would otherwise be immediately billable time. Many agencies do this with a time-bound model of 80% client time versus 20% time, inspired by Google’s successes with Gmail and Google Reader  which they have since (tellingly) phased out. I’d instead recommend the following guidelines.

Yaşamsal Konular

May.17

Amazing Classic Interior Design With Perfect Lighting

It’s no secret that the digital industry is booming. From exciting startups to global brands, companies are reaching out to digital agencies, responding to the new possibilities available. However, the industry is fast becoming overcrowded, heaving with agencies offering similar services — on the surface, at least.

Producing creative, fresh projects is the key to standing out. Unique side projects are the best place to innovate, but balancing commercially and creatively lucrative work is tricky. So, this article looks at how to make side projects work and why they’re worthwhile, drawing on lessons learned from our development of the ux ompanion app.

Why Integrate Side Projects?

Being creative within the constraints of client briefs, budgets and timelines is the norm for most agencies. However, investing in research and development as a true, creative outlet is a powerful addition. In these side projects alone, your team members can pool their expertise to create and shape their own vision — a powerful way to develop motivation, interdisciplinary skills and close relationships.

People think focus means saying yes to the thing you’ve got to focus on. But that’s not what it means at all.

Building into the identity and culture of an agency can also lead to new client work. These projects act as a road map, showing clients exciting new technologies and ideas that will differentiate you from competitors. One of our earliest projects turned our website into a brochure, optimized for the first iPad’s touch interactions. By demonstrating the final product, we went on to win a project to create a similar product for a new client.

How To Make Side Projects Work

sketchWe’re still working on achieving that perfect balance between commerce and creativity. But we have fresh inspiration on how it’s done from having worked on ux companion. The app gained a popular following in early October, as one of the first native apps to offer a full glossary of user experience terms and theory — but the development process was definitely a learning process.

Commercializing side projects alongside client work isn’t easy. Even if such projects are intended to generate additional revenue streams, they are not directly related to your core business. Those with a more qualitative aim, such as promoting expertise or technological experimentation, are even harder to justify.

A significant shift in mindset is required to support either type of side project — weighing the longer-term, incremental benefits against committing what would otherwise be immediately billable time. Many agencies do this with a time-bound model of 80% client time versus 20% time, inspired by Google’s successes with Gmail and Google Reader  which they have since (tellingly) phased out. I’d instead recommend the following guidelines.

Yaşamsal Konular