Oca.04

Engellilere Bakış Açımız

Öncelikle hoş geldin, bu yazıyı okumaya başlamadan önce yazar olarak senden bir ricam var. Lütfen ön yargılarını bu yazıyı okuyup yorumlarken ön planda tutmamanı istiyorum. Bu sayede beni daha iyi anlayacağını umuyorum..

Bir topluluk içerisinde bulunduğumuzda ya da birebir arkadaş ortamında yeni tanıştığımız biri olduğunda, yeni tanıştığımız kişiye dair aklımızda kalan şeyleri listeleyecek olursak;

  • Adı, Soyadı
  • Yaşı
  • Boyu,Kilosu,Göz Rengi
  • Nereli olduğu / Memleketi
  • İşi gücü / Mesleği / Okulu

Yukarıda saydığım şeyler ve benzerleri aklımızda kalabilecek unsurlardır. Yeni tanıştığımız kişi ile samimi olup bir konu hakkında konuşmaya muhabbet etmeye başladığımızı varsayalım.

Bu yeni tanıştığımız kişi belirli süre zarfında gerçekten anlaşabildiğimiz ve hoş sohbeti olan bir arkadaşımız olarak hayatımızda yer edindi.Bu kişi ile bir çok etkinliklere beraber katılıyor, artık daha fazla zaman geçiriyoruz.

Her şey bu kadar güzel ilerlerken arkadaşınızın gözlük kullanıyor olması sizin için her hangi bir sorun teşkil eder miydi?

Yine Her şey bu kadar güzel ilerlerken arkadaşınızın işitme cihazı kullanıyor olması sizin için her hangi bir sorun teşkil eder miydi?

Yine Her şey bu kadar güzel ilerlerken arkadaşınızın sağ bacağına platin takılmış ve bir ayağının diğerinden daha kısa olması sizin için bir sorun teşkil eder miydi?

Yine Her şey bu kadar güzel ilerlerken arkadaşınızın astım ve benzeri burun hastalıklarından ötürü hızlı nefes alıp veren birisi olması sizin için her hangi bir sorun teşkil eder miydi?

Tüm bu sorulara gerçekten eğer böyle bir olay yaşamış olsaydınız vereceğiniz gerçek tepkiyi düşünerek cevap verin..

Ve son olarak şunu söylüyorum; Ya şu yeni tanışılan kişi siz olsaydınız? Cevabın ne olmasını isterdiniz?

O kadar yazdım, sordum ama biliyorum ki sende değişen hiçbir şey olmayacak. Çünkü ben bir yazı ile seni daha olgun ve ileri görüşlü yapacak değilim. Peki neden yazıyorsun bunları diye soracak olursan dostum, Sana şunu söyleyeyim ” İçimden geldi, Özgürce Saçmaladım ”

Bu yazı için yorum yazmak ister misin? / Yorumunu bekliyorum..

 

Toplumsal Konular

Ara.12

Kanalizasyondan Kansere Giden Yol Tuz Gölü

Ülkemizde kanserin kat ve kat artması, kanserin grip kadar normal karşılanması son 5, 10 yıllık süreç içerisinde gelişti.Eskiden amansız hastalık diyerek sustuğumuz ve kolay kolay dile getirilmeyen kanser artık grip kadar normal karşılanmakta ve kısmende olsa tedavi süreçleri erken teşhis de artmış durumda ama kanserin bu kadar yaygınlaşmasında ki sebep nedir?  Neden birden bire kanser hastalarında artış oldu? Cevabımız Tuz, Evet yanlış duymadınız bildiğimiz TUZ

Malesef Tuz ve Malesef Doğru, arıtılmayan atık sular kanalizasyon suları içeriyorsa ne kadar rafine ederseniz edin, virüsleri ayırmak hemen hemen mümkün olmuyor. Arıtma sonunda filtrasyon ile ölü virüsler tutulamıyor. Ölü virüsler projenik hastalıklara neden olduğu biliniyor. Bu nedenle ilaç ve kozmetik sanayinde kullanılan sular destillenmiş su niteliğinde olmalı. Bunu sağlamak için ozmoz tekniği ile iki kere filtrasyondan sonra ultraviyole sterilizasyonu ve 0.45 mikronu geçmeyen hepa fitrelerden süzülerek; her adımda kontrol edilmek zorundadır.!!!!

Deniz tuzları da, deniz sularındaki tuzun göl tuzu üretimine benzer şekilde ayrıştırılması ile elde ediliyor. Kullanılan tuzun içinde virüs kalıntıları olup olmadığı iyice kontrol edilmeli. Araştırılmalı.

Kaya tuzu ise maden gibi yer altı ocaklarından tuz yataklarından çıkarılır. Jeolojik çağlar boyunca oluşmuştur. Tuz ocakları saflığı kontrol edildikten sonra işletmeye açılırlar. Kaya tuzu ile iri göl ve deniz tuzu karıştırmamak gerekir. Kaya tuzunun en tanınmış ve bildiğim ocakları: Çankırı, Erzincan, Erzurum gibi illerdedir.

Geçenlerde bir süpermarkette alışveriş yaparken çok yaşlı bir kadın eline bir tuz paketi almış görevliye soruyor:

‘‘Yavrum bunun üzerinde kaya tuzu mu, göl tuzu mu? V.s. yazmıyor. Ben kaya tuzundan imal edilenini almak istiyorum.”. Önce kadıncağızın yaptığını bir yaşlılık davranışı zannettim. İnceledim, sordum soruşturdum, meğer kadıncağız halklıymış. Şimdi ben de üzerinde kaya tuzu yazanları satın almaya çalışıyorum.

Hatırlarsınız buna benzer bir ileti de şeker için dolaşmıştı. Meğerse ülkemizde şeker, pancardan imal edildiği gibi genleriyle oynanmış mısırdan da imal ediliyormuş (bunun arkasında da maalesef bizim prenslerimiz varmış). Şimdi ben, paketin üzerinde ”yüzde yüz pancar şekerinden imal edilmiştir” yazısını görmezsem satın almıyorum.
Artık tuz yemeyin yedirmeyin! Nedenine gelince aşağıdaki yazıyı okuyun. Neden yememeniz gerektiğini anlayacaksınız.

Aşağıdaki bilgiler maalesef doğru
Yrd. Doc. Dr. MUSTAFA DURAN’ın kaleminden

” Tuz Golü, Van Gölü’nden sonra ülkemizdeki ikinci büyük golüdür… Uzunluğu 80 km olan Tuz Gölü’nün genişliği 48 kilometreyi bulur… Geniş bir alanı kapsamasına karşılık çok sığ bir göldür..

Dünyanın en tuzlu göllerinden biridir. Litresinde 329 gram gibi çok yüksek oranda tuz ihtiva etmek! tedir. . Gölün bu özelliğini değerlendirerek tuz elde etmek amacıyla kıyılarında çok sayıda tuzla kurulmuştur. Bu tuzlalardan elde edilen tuz Türkiye’nin gereksinimi olan tuzun büyük bölümünü karşılamaktadır.

Türkiye’nin oldukça kurak bir yerinde yer alması nedeni ile bu sığ bölgelerde çok yoğun bir şekilde buharlaşma görülür…

Doğu kısmındaki körfez dışında tümüyle kuruyan Gölün tabanında, kalınlığı yer yer 30 cm.yi bulan mevsimlik bir tuz katmanı oluşmaktadır. Tuz Gölü’nün en derin yeri sadece 2 m.dir. Öteki kesimlerin derinliği sadece santimetrelerle ölçülebilmektedir. Göle dökülen en önemli akarsular?
Peçeneközu deresi’ ile Melendiz Çayı’dır. Coğrafya bilgileri aynen böyle diyor.

Coğrafya bilgilerine girmemiş acı gerçek ise şudur:
Tuz Gölüne dökülen en büyük akarsu Konya’nın şehir kanalizasyonudur. …

Çumra yönüne verilen kanalizasyon bu doğrultu üzerinden maalesef herhangi bir arıtmaya tabi tutulmadan doğrudan Tuz Gölü’ne akıtılmaktadır.

Bir milyonu gecen şehir nüfusunun sanayi artıklarını da taşıyan şehir kanalizasyonu bizlere iyotlu ya da iyotsuz tuz olarak geri dönmektedir.

Bu faciaya dur demek ve tuzun kokmasına fırsat vermemek için her sorumlu vatandaşın üzerine düşen görevi yerine getirmesi gerektiği inancı ile bu mesajı ulaşabileceğimiz her kişiye gönderelim ve ilgilileri göreve davet edelim. Yoksa hepimizin yemeğinde Konyalıların katkısı olmaya devam edecek. ”

Yrd. Doc. Dr. MUSTAFA DURAN
PAMUKKALE ÜNIVERSİTESI / FEN-EDEBIYAT FAK. BIYOLOJI BOL. 20017 DENIZLI
TEL:+90 258 2134030-1178 / FAX:+90 258 2125546

Toplumsal Konular

Kas.29

David Vetter’ın Hayat Hikâyesi : Balonlara Gözlerini Açmak

21 Eylül 1971’de Texas Çocuk Hastahanesi’nde doğduktan tam 20 saniye sonra, ölene kadar hayatını sürdüreceği bir balonun içine konuldu.

Fotoğraf: http://cbsnews2.cbsistatic.com/
david-vetterin-hayat-hikayesi-balonlara-gozlerini-acmak
Aslında ailenin ilk erkek çocuğu da bu hastalık sebebi ile ölmüş. Ailenin bir kız çocuğu olduktan sonra annenin Vetter’e hamile olduğu ortaya çıkmış. Bu hastalık sadece erkek çocuklarda görüldüğü için, aileye % 50 şansları olduğu söylenmiş.
Fotoğraf: https://dailyfunnyphotos.files.wordpress.com
david-vetterin-hayat-hikayesi-balonlara-gozlerini-acmak4
Doktorların, David 2 yaşına gelene kadar hastalığın çözümünü bulabiliriz demeleri üzerine anne, çocuğu doğurmaya karar vermiş.
Fotoğraf: http://www.worldmag.com/
david-vetterin-hayat-hikayesi-balonlara-gozlerini-acmak3
NASA tarafından yapılan ve bir dizi balondan oluşan yaşam alanında David büyümeye başlamış. Tam 6 yaşına kadar bu yaşam alanından çıkmamış. Ailesi ile sadece balonlar arkasından konuşabilmiş.
Fotoğraf: http://images.agoramedia.com/
david-vetterin-hayat-hikayesi-balonlara-gozlerini-acmak2
6 yaşına gelince, NASA, David için özel bir elbise yapmış ve David ilk defa kendi ayakları üzerinde dışarı çıkmış. Annesi ilk defa David’i kucağına alabilmiş.
Fotoğraf: http://communityimpact.com/
david-vetterin-hayat-hikayesi-balonlara-gozlerini-acmak5
Fakat David bu elbiseyi giyerken her seferinde 24 farklı giyme prosedürü ve 28 farklı çıkarma prosedürü uygulamak zorundaymış. Tabi ne annesi ne de David bu işlemlerden zerre kadar şikayetçi değillermiş.
Fotoğraf: http://cbsnews2.cbsistatic.com/
david-vetterin-hayat-hikayesi-balonlara-gozlerini-acmak6
David aynı zamanda eve gelen bir öğretmen yardımıyla yaşıtları gibi eğitim alabiliyormuş. 1979 yılına gelindiğinde ise doktorlar David’e kötü haberi vermiş; bir 10 yıl kadar daha potansiyel bir tedavi bulunamayabilirmiş. 2 yaşında balonlara veda etmesi beklenen David, bir 10 yıl kadar daha balonlarla yaşamak zorundaymış.
Fotoğraf: http://communityimpact.com/
david-vetterin-hayat-hikayesi-balonlara-gozlerini-acmak7
1983 yılında, doktorlar David’e kız kardeşinden ilik nakli yapmaya karar vermişler. Başarılı geçen ameliyattan sonra David ilk kez hasta olmuş. İshal, ateş, şiddetli kusma ve bağırsak kanaması durmayınca; doktorlar David’i ilk kez tamamen balonlardan çıkarmışlar.
Fotoğraf: http://vector.childrenshospital.org/
david-vetterin-hayat-hikayesi-balonlara-gozlerini-acmak8
Dışarıda sadece 7 gün dayanabilen David, 22 Şubat 1984’te 13 yaşında hayata gözlerini yummuş. Arkasında ise insanlığa büyük bir miras bırakmış. David’in kan hücreleri ile geliştirilen bir tedavi yöntemi ile bugün SCID hastası çocukların büyük kısmı normal hayatlarına geri dönebiliyor.
Fotoğraf: http://2.bp.blogspot.com/
david-vetterin-hayat-hikayesi-balonlara-gozlerini-acmak9

Toplumsal Konular