Oca.31

Kartondan Hikayeler

Uzun zamandır yazamayışıma kızgın bir tavırla başladım yazmaya, bu sefer yine bir hikayeye girişmek istedim ve dokundum klavyemin tuşlarına..

Bisikleti durdurmuş bir çöp tenekesinin kenarında duran karton kutulara baktı. Elindeki mavi renkli maket bıçağını eline aldığı bir mukavva kutuya sürttü.

  • cilet mübarek! Cilet. Bu gün iyi günümdeyim. Bunları bir de elli kuruşa okut bilirsem? ,

Şehrin ışıkları yolları arabaların kaportalarını aydınlatıyordu. Adam kasketli idi. Yüzündeki sakalı kaşınıyor, kaşımak zorunda kalıyordu. Kartonları kesip istif etti. Silifke sakindi bugün. Bir köpek dilini sarkıtarak durdu. Çöp tenekesini kokladı. Arka ayağını kaldırıp tenekenin yanına işedi sonra koşar adımlar la yürüdü. Adam topladığı kartonları kesip istif ediyordu. Bir otomobil son ses müziğini açmış son sürat geçti gitti. Uzak caddelerden birinde penceresi sokağa açık evden bir karı koca kavga ediyordu haykırarak. Sonra elindeki kartonları özenli bir şekilde bisiklete yükledi. Başka bir sokağa yöneldi adam sonra. Bu sokakta bu sefer birkaç karton, yarısı kesilmiş pet şişe yarı içilmiş bira şişeleri görünce daha bir ışıldadı gözleri. Bunları ayrı bir poşete koymuştu. Yüzü bir memnuniyet ifadesi ile aydınlandı. İleride karşıda bir genç cebinden bir kibrit çıkararak avuçlarının arasında yaktı. İleride bir ara sokakta bir polis arabası yavaşlayıp, ışıklarını duvarlara yansıtıp kayboldu gitti.

Bir adam içmiş, karanlık gölgesi ile yalpalayarak yürüyüp o biçim ana avrat küfür ederek haykırdı. Sonra gelip bir çöp tenekesine kustu. Adam hala toplamaya devam ediyordu. Az ilerisin de iki sevgili bir sokak lambası altında öpüşerek ayrıldı. Koltuğunun arasında gazetesi ile yürüyen bir adam çöp tenekesinin yanında durup elindeki bir tomar işe yaramaz kâğıtları çöp kutusuna attı, Sonra ağırca ilerledi. Adam tekrar kaşıyarak sakalını gazete atılan çöp kutusuna yanaşarak atılan kâğıtları alıp sepete attı. O çöp tenekesinin hemen dibinde ki evin ışıkları yandı. O demin ki çöp tenekesine gazete kâğıtları atan adamın evi idi. Adam sokağa bakan odada sokağa bakan bir pencerenin kenarında koltuğa oturdu. Televizyonu açtı. Karton toplayan adam pencereye yanaştı. Haberleri daha iyi duymak için.

“Yeni yasa mecliste kabul edildi” Adam pencereden çekildi. Büyük bir kartonu kesmeye başladı. Derken bir resim, evet bir tablo parçası geçti eline. Sağ alt köşesinde imza görünmüyordu. Kirli elleri ile aldı. Eve doğru yol almıştı. Yanında çok yemiş te karnı şişmiş bir kurbağayı andıran bisikleti ile. Her zaman ki durdurduğu yere durdurdu bisikletini. Evin köhne kapısını aralayıp karalık bir sahanlıktan içeriye geçti. Karanlık bakımsız evin mutfağına geçti. Çaydanlığa bir su koyup çay pişirmeye başladı. Çaydanlık kaynarken ki çıkardığı sesi çıkardı. Bulduğu tabloyu eline alıp uzaktan baktı. Eskiden bir ressam olan adam birden heyecanlanıp o eski sergi açtığı şaşağalı dönemleri hatırladı.

Kocaman bir sergi sarayı görüntüsü hatırladı.  Adam bir kenarı oturmuş seyircileri bekliyordu. Ama adam resimleri ile kimsenin ilgilenmediğini his edince utandı tiksindi. Ve bir daha resim yapmayacağım kararı aldı.

Yazar: Aziz  Şimşek

Hikayelerim

Ara.02

Kızıl Mercan Hikayesi

Küçük bir hikaye yazmak, bir hikayeye konu olmak, hikayelerde kaybolmak bu eşsizliği tatmak gerek.Klavyeye dokundukça hayal dünyamız dökülür cümleler halinde, Aziz Şimşek Kişisel Blog sayfamda ilk hikayem Kızıl Mercan hikayesi ile başlamak istedim.

Balıkesir de küçük bir balıkçı kasabası idi. Makilerin arasında mavi lacivertimsiligi görünen çarşaf gibi bir deniz çalkalanıp duruyordu. Balıkçı Mehmet buralı Balıkesir’in şirin kasabası Ayvalık ta doğup büyümüş, buranın bıçkın yetenekli, gözü kara balıkçısı idi. Kasabanın ilk kıyı şeridin de yukarı doğru tırmanan bir yerin de oturuyordu. Hiç evlenmemiş ti. Bu yıkık dökük barınak ve baba yadigarı tekneden başka bir şeyi yoktu.

Bin dokuz yüz kırklardı. Güney ve kuzey Kore Japonya savaşları söylentisi yayılıyordu lambalı radyolar da. Her sabah daha şafak bile sökmemişken açılırdı denize ve denizi yırtan tak takları ile. Kahveci Sami löküs camı temizlerdi. Radyo bataryalarını kontrol ederdi. Balıkçı Mehmet bu civarda en bilinmez enginlere açılır en güzel balığı süngeri yengeci yakalardı. Bir gün bir yer keşif etmişti. Atladı. Denizi sisli idi. Balıklar yosunlar Mehmet bir süre sonra çıktı denizden. Yakaladıklarını teknenin kıçına yığdı. Bu gün her zamankinden çok bereketli idi. Mehmet tekrar denize atladı. Bu sefer çokta bilmediği garip bir yerdi. Baktı ki çevrede hiçbir yerde bu güne kadar görmediği bir bitki yumağı ile karşılaşmıştı. Bu yer tam da denizin ortalık bir yerinde idi. Mehmet buralarda hiç görmediği bir yosun türü ile karşılaşmıştı.

Dalları pütürlü mercan denizin dibinde süzülürken güneş ışıkları üzerlerinde renkli oyunlar oynuyordu sanki. Bu kızıl mercan topluluğu ona o dönem balıkçılarına kazanamadıkları paraları kazandıra bilirdi. Ve düşünülen de olmuştu. Balıkçı Mehmet bu kırmızı mercanları toplayıp kasabada satıyor bu güne kadar kazanamayacağı parayı bir gün de alıyor, balıkçılar ve her gün balık verdiği toptancı şaşırıyordu. O bölgeye gidip o esrarengiz mercanları topladığından beri tam da üç sene geçmişti aradan.

Ve yıllar sonra aynı noktaya tekrar geldiğinde o değerli kızıl mercanları bulundukları yerde bir daha göremedi. Tekrar daldı aynı noktaya. Fakat o bölgede ne yosunlar ne de o ilginç mercan toplulukları vardı ortada. Sanki gizli bir el değip kayıp etmişti onları. Balıkçı Mehmet aynı noktaya tekrar en az yirmi otuz kez dalıp çıkmıştı. Ve çıktı son kez. Kendini kayıp ederek haykırdı. Sesi adada yankılanıp martılar acı acı bağrıştılar. Mehmet, başını eğdi ve teknenin kıçında oturup hayıflandı kendi kendine.
– bulamadım! Kayıp ettim onları.

Balıkçı Mehmet o gün bu gündür kulübesinin çevresinde dönüyordu.
-bulamadım. Kayıp ettim onları. Kayıp oldular diyerek kulübenin çevresinde dönüyor, dönüyordu. Onu o halde gören kasabalılar üzülüyorlardı. Ve kasabalılar o, Mehmet’in o mercanları bulduğu bölgeye
“Deli Mehmet” adını koydular.

Hikayelerim