Yaşamsal Konular

Gerçek Aşk Nedir?

Özlem kokusu sarmışsa dört yanınızı, buram buram kokluyor ise burnunuz özlem kokusunu, Ah üzerine ah çekiyorsanız, Sadece Aşıksın arkadaş..

Aşkı hafife alanlar sevdayı küçük görenler olacaktır, genelde bir çoğu ömrü hayatında gerçekten sevmemiş olanlar. E öyleyse tarif etmek gerek bu sevdayı ama kimseler tamamen anlatamamış ki sevda cümbüşünü.

Ben bu garip halimde sevdanın tanımını nasıl al aşağı edip herkesin anlayacağı şekilde anlatabilirim ki, tabi ki de beceremem.
Size Osho’nun Aşk Özgürlük Tek Başınalık kitabından çarpıcı sözleri aktarıyorum. Aşka şimdiye kadar bakmadığınız şekilde bakıp, yeni bir bakış açısı yakalamanız için…

Aşk, ancak insan varolmayı kavradığında mümkündür, daha önce değil. Aşkta anlaşılması gereken temel şeylerden birisi şudur, birini sevince onu avucunun içinde olmadığı için seversin. Şimdi avucunda, peki o zaman aşk nasıl yaşayacak?

Bir kadının peşine düşersin ve o kendini geri çeker, senden kaçar. Sen gittikçe kızışırsın ve sonra biraz daha peşine düşersin. Ve bu oyunun bir parçasıdır. Her kadın kaçması gerektiğini içgüdüsel olarak bilir, o yüzden kovalamaca sürer gider. Tabii ki onu unutacağın kadar uzağa kaçmaz. Gözünün önünde kalır, hem davetkar, çekici, ilginç görünür hem de kaçar…

Önce adam kadını kovalar, kadın kaçmaya çalışır. Adam kadını yakaladığı anda durum birdenbire değişir. O zaman adam kaçar, kadın kovalar. “Nereye gidiyorsun?” “Kiminle konuşuyordun?” “Neden geciktin?” “Kiminle beraberdin?”

Ve sorun şudur, onlar birbirlerini tanımadıkları için beğendiler. Bilinmeyen çekici geldi. Şimdi iyice tanışıyorlar. Birçok kez seviştiler ve artık bu tekrar haline geldi. En fazla bir alışkanlığa, bir tür gevşemeye dönüştü ama romantikliğin izi kalmadı. Sonra ikisi de sıkılıyor. Kadın da, erkek de bir alışkanlık oluyorlar. Bu alışkanlık yüzünden ayrı yaşayamıyorlar ve romantik halleri bittiği için birlikte yaşayamıyorlar.

Aslında aşk varsa o insanı tanıdığın için daha fazla seversin. Aşk varsa sürer. Yoksa, yok olur gider. İkisi de iyidir. Sıradan bir düşünce tarzı için benim aşk dediğim şey imkansızdır. Onu ancak kendiyle bütünleşmiş bir insan yaşayabilir. Aşk, bütünleşmiş varlıklara özgüdür. Uyanık ve farkında olmak gerekiyor. Eğer senin aşkın bu saçma sapan şeylerden oluşuyorsa, yok olmaya mahkumdur. Ama eğer gerçekse, o zaman bütün o çalkantıları aşacaktır. İzle ve gör…

Sorun aşk değil. Sorun senin farkındalığın. Bu durum senin farkındalığını geliştirip kendin hakkında daha uyanık olmanı sağlayabilir. Belki bu aşk yok olur ama bir sonraki daha iyi olacaktır; daha bilinçli bir seçim yapacaksındır. Veya belki bu aşk, daha iyi bir bilinç sayesinde değişime uğrayacaktır. O yüzden ne olursa olsun insanın olasılıklara açık olması gerekiyor.

Bırak arada mesafe kalsın…

Birlikte ol ama birbirini ezmeye çalışma, sahip çıkmaya uğraşma ve karşındakinin bireyselliğini mahvetme. Birlikte yaşadığında bırak arada mesafe kalsın…

İnsanlar, aşkın ne olduğunu bilmediklerinin farkında değiller. Aşk, asla şüphelenmez, asla kıskanmaz. Aşk asla diğerinin özgürlüğüne karışmaz. Asla kendi isteğini diğerine zorla kabul ettirmez. Aşk özgürlük sunar ve bu özgürlük ancak ilişkide mesafe varsa mümkün olur.

Birbirinizi sevin ama aşktan bağlar üretmeyin. Aşk bir armağan olmalı ama bedeli olmamalı. Durağan bir şey yaratma. İşi rutin hale getirme. Bırak aşk ruhlarınızın kıyıları arasında gidip gelen bir deniz gibi kalsın.

Eğer özgürlük ve aşka sahip olursan başka şeye ihtiyacın kalmaz. Elde etmişsindir, sana yaşam işte bunun için verildi.

Güzel bir hikaye…

Bir kadın gece geç vakit Akdeniz’de bir kasabaya geldi ama kalacak tek bir otel odası bile bulamadı. “Üzgünüm,” dedi resepsiyondaki görevli “ama son odamızı az evvel bir İtalyan tuttu.”

“Oda numarası kaç?” diye sordu kadın çaresizlik içinde. “Belki kendisiyle anlaşabilirim.”

Görevli ona oda numarasını verdi, kadın da yukarı çıkıp kapıya vurdu. İtalyan onu içeri buyur etti.

“Bak bayım,” dedi kadın, “Seni tanımıyorum ve sen de beni, ama uyuyacak bir yere şiddetle ihtiyacım var. Eğer şu köşedeki koltuğu kullanmama izin verirsen söz veriyorum seni hiç rahatsız etmem.”

İtalyan bir an düşündü ve sonra “Tamam” dedi. Kadın koltukta kıvrıldı ve İtalyan yatağına döndü. Ama koltuk çok rahatsızdı ve birkaç dakika sonra kadın sessizce yatağa yaklaşıp İtalyan’ın kolunu dürttü. “Bak bayım” dedi, “Seni tanımıyorum ve sen de beni, ama o koltukta uyumak imkansız. Şurada, yatağın köşesinde uyusam olur mu?

“Tamam,” dedi İtalyan, “yatağın köşesi senin olsun.” Kadın yattı, ama birkaç dakika sonra üşüdü. Tekrar İtalyan’ı dürttü.

“Bak bayım,” dedi, “Seni tanımıyorum ve sen de beni, ama burası çok soğuk. Seninle battaniyenin altına girsem olur mu?” Kadın oraya güzelce yerleşti, ama erkeğin bedenine yakın olunca canı seks çekti. Yine İtalyan’ı dürttü.

“Bak bayım,” dedi, “Seni tanımıyorum ve sen de beni, ama ufak bir parti yapmaya ne dersin?”

İtalyan bunalmış halde yatakta dikildi. “Bana bak kadın,” diye bağırdı, “Ben seni tanımam, sen de beni tanımazsın. Gecenin bir vaktinde kimi bulup da partiye davet edeceğiz ki?”

Ama işte olay budur: “Sen beni tanımazsın, ben de seni tanımam.” Tamamen tesadüflerden ibaret. Ortada ihtiyaçlar var; insanlar kendilerini yalnız hissediyorlar; birilerinin bu yalnızlığı gidermesini istiyorlar. Buna aşk diyorlar. Sevgi gösteriyorlar çünkü karşılarındakini tavlamanın tek yolu bu. O da buna aşk diyor çünkü seni tavlamanın tek yolu bu. Ama bunun gerçekten aşk olup olmadığını kim bilebilir? Aslında, aşk bir oyundur.

Evet, gerçek bir aşk olma ihtimali var, ama bu ancak kimseye ihtiyaç duymadığında başına gelir. İşin zorluğu burada… Kendi başına gerçekten mutlu olabildiğinde kimseyi kullanmak istemeyeceksin. Tek istediğin paylaşmak olacak. İçin öyle dolu ki dışarı taşıyorsun, ve bunu biriyle paylaşmak istiyorsun. Ve birisinin bunu kabul etmesinden minnet duyacaksın. İşte bu kadar..

Yani Aşk ihtiyaçlarından doğuyorsa elbet yok olacaktır, ama Aşk paylaşmaktan, hayatı pay etmekten doğuyorsa ilelebet sürecektir.

Ben Gerçek aşkı bulduğumu düşünüyorum. Benim gibi herkese gerçek Aşkı nasip etsin Rabbim.

Bir Cevap Yazın