Ara.26

Kişisel Blogda Olması Gerekenler – 1

Kişisel Blog  belli başlı kategorileri olmayan blog yazan kişinin bir nevi günlüğü diyebileceğimiz, yazarın düşünceleri ve yorumları ile süslenmiş bir çok konudan oluşan yazıların bulunduğu blog türüdür.

Kişisel Blog yazanların bazıları kendi adını kullanır, bazıları ise kendine bir rumuz bulur. Rumuz ile yazan yazarları kişisel olarak pek desteklemiyorum.Çünkü rumuz kullanılarak açılan bloglar  daha çok +18 küfür ve edepsiz paylaşımların mecrası haline dönmekte.Her neyse kişisel görüşümden ziyade yazı konumuza dönecek olursak yazarın kendi adını kullanarak yada rumuz kullanarak yazdığı kişisel blogların hepsinde muhakkak olması gereken bazı özellikler vardır.

  • Sade Tema 

Kişisel Blog yazarlarının karma karışık portal sitelerinin kullanması gereken temaları kullanması kişisel blogu için -1 puan niteliğindedir. Çünkü ziyaretçi kişisel blogta rahat rahat dolaşıp yazıları okumak istemektedir. Karma karışık her taraftı birbirine girmiş yada anasayfasın da 10+ kategoriyi tek tek ayırmış  her kategoriden yazıya yer vermeye çalışan bloglar karmaşık yapısından ötürü pek tercih edilmemektedir. Kişisel blogların Anasayfasında en fazla 5 kategoriden yazı olmalı, daha fazlası göz yormakta ve karışıklıktan ötürü ziyaretçinin blogta yazı okumasına imkan vermemektedir.

  • Hakkımda Sayfası 

kisiselbloghakkimdasayfasiKişisel blogları diğer bloglardan ayıran en önemli özelliklerden biridir, yazarın kendisini tanıttığı aynı zamanda yaptığı projeleri ve okuduğu okulları anlatırken Cv’sini bi nevi paylaştığı sayfadır Hakkımda Sayfası..

Kişisel blogları ayıran diğer bir özellik ise blog içerisinde her ne konu üzerine yazılırsa yazılsın içerisinde muhakkak yazarın kişisel yargısı bulunmalıdır.

Nesnel bir durumu anlatırken bile yazarın görüşünü yazı içerisinde bulunmalı, yazarın konu hakkındaki yargısı okuyucunun beklentisini karşılamak adına oldukça önemlidir.

Kişisel Blog okurları sizin görüşlerinizi merak ettiği için sizin blogunuzu takip eder ve girip okur.Durum böyle olunca düşüncelerinizi okudukları için yazarın kaç yaşında olduğunu, neye benzediğini, nelerle ilgilendiğini bilmek istiyor. Bu noktada takipçilerinizin bu merakını giderebilecek bir hakkımda sayfası oluşturmanız gerekiyor.

İlk aşamada kendinizi anlatmak başka bir konuda yazı yazmaya göre daha zor gelse de biraz uğraşla bunun altından kalkabilirsiniz. Yazmanızı kolaylaştırabilmek için, “ben bu blogu okuyan biri olsaydım neyi merak ederdim?” diye düşünerek yazınızın ana konularını oluşturabilirsiniz. Kendinizden, neler yaptığınızdan ve hayat görüşünüzden bahsettikten sonra, yazınızın sonunda belki de yazdığınız blogla ilgili bir şeyler paylaşabilirsiniz.

  • Kategori Menüsü

kategoriBelirleyeceğiniz kategorilerin devamlı üzerinde bi şeyler yazdığınız konular olması gerekiyor. Bir konuyu bir kategori haline getirebilmek için en azından içerisinde 5 tane yazı olması gerekiyor. İçerisinde birer tane yazı olan kategoriler oluşturmanın bir anlamı yok.

Yazıları kategorilere bölmek, takipçilerinizin yazılarınıza kolay ulaşabilmesini sağlarken, aynı zamanda blogunuza yeni uğrayan ziyaretçilerin blogunuzda hangi konular üzerine yazılar bulunduğu hakkında fikir edinmelerine yardımcı olur.Kategoriler blogunuzda kolayca görülebilecek bir yerde olmalıdır

  • İletişim Sayfasıiletisim

Takipçilerinizin size ulaştırmak istediği yorumları, önerileri ya da hoşlanmadıkları bazı konular olabilir. Bunu size iletebilmek için hemen blogunuzda bir mail adresi, ya da iletişim formu arayacaklardır. İletişim sayfası takipçilerinizin size kolayca ulaşmasını sağlar.

  • Yorum Özelliği

Bir blog canlı olduğunu yorumlarla dile getirir. Canlılığın sembolü olan yorumlar aynı zamanda yazının konusu üzerine daha fazla bilgi ve düşünce paylaşımına olanak tanır.

yorumKonuyu okuyucu açısından düşünürsek, yazının konusu okuyucunun ilgili olduğu bir konuysa ya da ilgili olmasa da yazı onu etkileyebilmişse, okuyucu bunu dile getirmek isteyecektir. Yazının sonunda yorum bölümü olmadığını gördüğünde ise okuyucu hayal kırıklığına uğrayacaktır. Bu yüzden blogunuzda yorum özelliğinin aktif olduğundan emin olun.

Yorum kısmının diğer bir özelliği ise okuyucuya hiçbir platforma bağlanmadan yorum yazma imkanının sunulmasıdır.Bazı bloglarda facebook yorum eklentisi ya da discuss yorum yazma eklentisi kullanılıyor. Bana kalırsa blogger ve wordpress‘te olduğu gibi kişinin hiçbir platforma bağlanmasına gerek kalmadan yorum yazabilmesi gerekiyor.

 

Kişisel Bloglar da olması gerekenlerin 1.inci serisinde temel özelliklerden bahsetmeye çalıştım.Sizin de önemli gördüğünüz konular varsa hemen aşağıda dile getirebilirsiniz 🙂

Eğitimsel Konular

Ara.22

3.Ulusal Yönetim Bilişim Zirvesi {Mim }

Evet! Başlıktan da anlaşılacağı üzere 3.Ulusal Yönetim Bilişim Zirvesi  konusuna değinmek için Halit Tütüncü kardeşimin açmış olduğu Mim tufanına katılmak istedim. Bu konuda yazı yazılması gerçekten gerekliydi ve Halit bu adımı başlattı. Umarım YBS okuyan bloggerlar da konuyu ele alıp anlatırlar.

Neyse konumuza gelecek olursak Yönetim Bilişim Zirvesi ilk olarak Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi öğrencilerinin oluşturmuş olduğu ekip tarafından Burdur ‘ da gerçekleştirildi.Ardından ikinci zirve Bartın Üniversitesi tarafından gerçekleştirildi.

Yalnız bu sene zirveyi üstlenen Beykent Üniversitesi Ekibini eleştirmek istedik, Zirveye 88 gün kalmasına rağmen hala zirveye dair Sosyal Medya tanıtımları etkin değil, Zirvenin tabiri caizse bangır bangır duyurulmasını istemekteyken, Ekibin çok aktif olmamasından şikayetçi durumdayız.

Evet evet, şikayetçi durumdayız yazdım, yanlış okumadınız, bu zirve Yönetim Bilişim Sistemleri bölümü öğrencileri tarafından oluşturulmuş ve bu bizlerin Zirvesidir.

Bence biz zirveyi bu kadar sahiplenirken kötü giden bir durum olduğunda tabi ki eleştirmek en doğal hakkımızdır.

Aynı zamanda Zirve ekibinin Zirvenin sitesini ( www.ybzirvesi.com ) daha kullanışlı hale getirip, son gelişmeleri paylaşması Zirvenin tanıtımı için en büyük katkı olacak iken bu reklam gücünün kullanılmamasına üzülmekteyiz.

Neden bu kadar yükleniyoruz?

Ne yani Ekip her ayrıntıyı paylaşmak istemiyor olabilir

Diyenler olacaktır, Bu zirve çoğu Yönetim Bilişim Sistemleri öğrencisinin sabırsızlıkla beklediği bir zirvedir.Çoğu kişi kendi kendine merak içinde zirvemiz nasıl olacak diye sormuştur.

Ayrıca bu sene yapılacak zirvenin diğer önemli noktası ise Burdur ve Bartın gibi iki küçük ilden sonra İstanbul’da yapılacak olması beklentiyi kat ve kat yükseltirken ekibin sosyal medyada ve internet sitesinde sessiz sedasız kalması, çok etkin reklam yapmaması bir Yönetim Bilişim Sistemleri öğrencisi olarak beni üzmektedir.

YBS zirvesinde bekletimiz çok, Hadi Beykent Ekibi Ses Ver bizlere..

Yazıma geçmiş zirve öncesi hazırlığı gösteren sosyal medyada paylaşılmış içeriklerin fotoğrafları ile sonlandırmak istedim.

 

Yönetim Bilişim Sistemleri

Ara.20

Kendimi nasıl geliştiririm?

Eski bir Hint öğretisi; ‘’En büyük erdemlerden birisi kişinin kendi eski halinden daha iyi olmak için sürekli çaba göstermesidir’’ der.  Ve İslam alimlerinden Beyhaki ise ‘’İki günü eşit olan aldanmış; bugünü dününden kötü olan ise lanetlenmiştir.’’ der. İnsanın kendini geliştirmesi her şeyden evvel kendi ruh sağlığına şifa olmakla beraber topluma büyük katkıdır. Pek çok hedefi olan insanoğlunun bence en temel hedefi kendine sürekli eklemek olmalı. Pek çoğumuzun bildiği  kişisel gelişim için yapılması gerekenlerden en önemli bulduğum  20 maddeyi yazmak istedim

  1. Her gün kitap okuyun: Çok klişe bir tavsiye gibi görünse de ‘’ne kadar çok kitap o kadar çok bilgelik’’ en doğru klişelerden birisidir. Sanat, tarih, edebiyat, bilim kurgu veya kişisel gelişim her şeyden biraz okumalı. Ama okumaya ayrılan vakti doğru yazarların katkı sağlayacak güzel kitaplarını okumak için seçici davranarak değerlendirmeli. Zenginleşmek için hep aynı fikri-zikri savunan şeyleri değil farklı görüş, inanç ve bakış açılarını içerek kitapları seçmeyi şiddetle öneririm. Tam aksini yapmanın insanlarda tuhaf bir sabit fikirlilik ve kendisi gibi olmayana tahammül edememe zafiyet oluşturduğunu düşünüyorum.
  2. Bir yabancı dil öğrenin: Evet, evet kesinlikle, kendinizi geliştirmek için mutlaka bir yabancı dil şart, sanırım bu da klişe oldu artık ama yapacak bir şey yok, Yabancı dil kişisel gelişim için kesinlikle gerekli artık.
  3. Bir hobi edinin: Türkiye de insanların en eksik olduğu konulardan birisi hobi sahibi olmak. Bu bir kültür ve bizde yerleşmemiş. Spor yapmak hobi değildir ama dalmak hobidir, müzik dinlemek hobi değildir ama iyi bir müzik arşivi yapmak hobidir, kitap okumak hobi değildir ama temalı kitaplar biriktirmek hobidir, sinemaya gitmek hobi değildir ama güzel bir film koleksiyonu yapmak hobidir. Daha spesifik şeyler bulmalı ve en az bir hobi edinmeli. Benim hobim blog yazmak. Yazı yazdığım ve yayınladığım günler bütün gün meditasyon yapmış gibi hafifliyorum.
  4. Eğitimlere ve kurslara katılın: Her yıl az veya çok merak ettiğiniz gelişmek istediğiniz bir konuda, ehil hocaları bulduğunuzdan emin olarak eğitim,seminer vb katılın.
  5. Korkularınızdan kurtulun: Bu yazıyı okuyan herkesin mutlaka bazı korkuları vardır. Bizi özgürlükten alıkoyan, çoğu kendi illüzyonlarımız olan korkulardan kurtulmak son derece ferahlatıcı. Çoğu zaman neden korku tepkisini verdiğimizi açıklamakta güçlük çekebiliriz, çünkü bizi korkutan, nesne ya da durumun kendisinden çok onunla ilgili edindiğimiz fikirlerdir. Bu fikirler; anne- baba veya diğer kişilerden edinilen fikirler olabileceği gibi, geçmiş deneyimlerimiz olabilir. Çok uzun yıllar korktuğum için araba kullanmadım. Üzerine gittiğim hafta yalnız başıma trafikteydim. Sonra korkuyla geçen yıllara hayıflandım ama bir korkuyu yenmek kişisel gelişim için güzel bir aşama.
  6. Yeteneklerinizi geliştirin: Müzik, resim, sahne sanatları, el becerisi her insanın bir şeylere yetenegi vardır. Siz de ‘’ Zamanında ailem üzerinde dursaydı, eğitim aldırtsaydı ben şimdi çok iyi bir ………………… olurdum’’ deyip sorumluluğu başkalarına atanlardan mısınız?  İngiliz’in güzel bir sözü var ‘’ beter late than never’’ yani geç olması hiç olmamasından daha iyidir. Yeteneğiniz varsa en geç yarın harekete geçin.
  7. Erken kalkın: Araştırmacılar erken kalkmanın depresyonu yenmeye yardımcı olduğunu söylüyor. Vücut hormonlarını düzenlediği gibi kilonun korunmasında da etkilidir. Erken saatteki güneş ışığı mevsimsel duygulanım bozukluğuna karşı iyi gelir. Stresi hafifletir.
  8. Spor yapın: Evet klişe bir tavsiye ama seratonin ve endorfine doymanın yegane yolu. 2-3 ay sonunda vücutta hissedilen değişim insanı motive eder. Ayrıca spor yapmak için mutlaka kilo problemi olması gerektiğini düşünen, spor yapan fit insanlara “aaa senin ne ihtiyacın var” diye soran zihniyete de şöyle seslenmek isterim ‘’ spor, hem vücudu hem de ruhu güzelleştirir. Ruh güzelleşince hayat da güzelleşir.
  9. Konfor alanınızı terk edin: Konfor alanı kisinin kendisini güvende ve rahat hissettiği, yaşamının büyük bir bölümünü içinde sürdürdüğü görünmez alandır. Genellikle az çaba ve riskle belli bir rutinin yakalanması hali de denilebilir. Konfor alanı kişinin evi, ailesi, arkadaş ortamı, okulu, iş yeri, mesleği, dini, yaşadığı şehri, hatta futbol muhabbetleri vs olabilir. Konfor alanı çok rahat ve güvenli bir ortam sağlasa da, içinden ara sıra da olsa çıkılıp farklı alanlar keşfedilmezse, uzun vadede tekdüzelik, sıkıntı, gerileme ve performans düşüklüğü getiriyor. Konfor alanının dışında ise öğrenme alanı var. Yeni şeyler ancak kişi kendi konfor alanı dışına çıktığında ve kendini zorladığında öğrenilir.
  10. Geri bildirim alın: Fikirlerine güvendiğiniz objektif kişilerden kendiniz ile ilgili geri bildirim alın. Bu hem iş hayatında hem özel yaşamda son derece besleyicidir. Hayatım boyunca bana en çok katkısı olan kişiler duymak istemediğim ama doğru olan şeyleri söyleyen kişiler oldu. O an hoşunuza gitmeyebilir ama sıhhatli düşünüp değerlendirdiğinizde dostun acı ama doğru tenkitleri son derece faydalı olur.
  11. Kör noktalarınızı tanımlayın: Araç kullanırken kör nokta nasıl bir kabus ise, kaza yapmaya sebebiyet verirse kişisel kör noktalarda aynı özelliğe haizdir. Sabit fikirlilik, aşırı inat, abartılı hırs, kıskançlık, fazla gözü karalık, ödleklik, narsizim, bağnazlık yüzlercesi sayılabilir. Kendini fark eden hayatı fark eder. Kendinizi keşfedin ve tedbirli olun.’’ Benim kör noktam yok galiba’’ diyorsanız kendiniz kör olmuşsunuz demektir.
  12. Yazın, liste yapın: Yazmanın kinestetik enerjisine inanın, yazdığınız şeylerle aranızda bir akit oluşu ve onları mutlaka yaparsınız.
  13. Aksiyon alın: Hiçbir şeyden çekmedi Türk milleti ataletinden ( tembelliğinden ) çektiği kadar. Bir sürü hayali var herkesin ama harekete geçen pek az. Verilecek kilolar, okunacak kitaplar, gidilecek yerler, öğrenilecek şeyler, kurulacak işler hepsi orda duruyorlar onlara yürümeniz için.
  14. Esin kaynağı insanlar edinin: Sizi harekete geçirecek, yüreklendirecek, güzel hikayeleri olan insanlar keşfedin. Onları takip edin, okuyun, onlardan beslenin.
  15. Kötü alışkanlıkları bırakın: Sizi mutsuz eden hiçbir şeyin esiri olmayın. Sigara, alkol, uyuşturucu, aşırı uyku, sürekli geç kalmak, tırnak yemek, kötümserlik.. Her ne kötü alışkanlığınız varsa kurtulun. Ama hepsinden aynı anda değil. Kendinize aniden yüklenirseniz yorucu olabilir. Unutmayın parçalara bölmek her zaman işe yarar.
  16. Zor insanlarla başa çıkmayı öğrenin: Theodore Roosevelt in çok sevdiğim bir sözü var; ‘’Başarı formülünün en önemli tek bileşeni insanlarla iyi geçinmeyi bilmektir’’. Kolay insanla herkes iyi geçinir, mühim olan zor olan insanlarla iletişim kurabilmek ve müzakere etmek. Bu çok kıymetli bir beceridir, demedi demeyin.
  17. Farklı arkadaşlar edinin: Sizi besleyecek, yeni şeyler katacak, bakış açınızı değiştirecek sohbeti derin ve güzel insanlarla vakit geçirin. Çocukluğumdan kalma bir alışkanlığım hayatıma çok şey kattı. Her türlü fikirden, inançtan, fraksiyondan dostlar edindim. Tek tip muhabbetler, aynı bakış açıları bağnazlaştırır. Farklı insanlardan beslenin, hepsini anlamaya çalışın. Aynı küçük mikro çevreden beslenenlerde bir süre sonra sabit fikirlilik kaçınılmaz oluyor. Ve lütfen sizin gibi olmayanlara tahammül etmeyi öğrenin. Yunus Emre nin dediği gibi; Yetmiş iki millete bir gözle bakmayan, Halka müderris olsa da Hakk’a asidir.
  18. Sunum yapmayı öğrenin: Çok ilginç bir çalışmanın sonucunu paylaşayım; çoğu insanın en çok korktukları şey topluluk karşısında konuşmakmış. Ölüm korkusu ikinci sırada onu takip ediyor. Eğitim alın, provalar yapın, destek alın ama topluluğa hitap etmeyi öğrenin. Hep söylerim; ‘’bir kere çıkın sahneye sonra sizi indirmeleri zor olacak’’.
  19. Geçmişi geçmişte bırakın. Dünle olan kavgasında yarını kaybedenler dolu. Hepimiz acılar yaşadık, kaybettik, aldatıldık, kandırıldık, unutulduktuk, zorlandık, haksızlığa uğradık. Bir kalabalık güruh var ki düne hayıflanmaktan vazgeçemeyen. Dünü konuşacaksam güzellikleri konuşmayı tercih ediyorum, iyi geliyor. Yaşadığım olumlu olumsuz deneyimlerin tamamını da kabul ettim, iftiharla hatırlıyorum ve seviyorum çünkü bugünkü bana çok katkıları var. Lütfen geçmişi evi yapıp içinde yaşayanlardan olmayın.
  20. Kendiniz olun: Bir insanın en çekici güzel hali sahici kendisi olduğu halidir. Yapmacık hareketler, jestler, mimikler, gülüşler, tavırlar son derece itici. Bunca zamanda edindiğim en net tecrübelerden birisi; hangi sosyo kültürel seviyeden olursa olsun insanların, samimiyetle yapaylık arasındaki ayrımı çok net yapabildiğidir. İnsanlara samimi sevgi ve ilgi gösterip çıkar ilşkisi gözetmeksizin hayatınıza temas eden herkese kendisini biricik hissettirin.

 

 

Kaynak: Hülya Mutlu

Eğitimsel Konular

Ara.19

Blog Nedir?

Herkesin dilinden düşmeyen bir kavram olarak blog, şu etkinliğe gittim blogumda yazdım bak, şu filmi izledim blogumda anlattım bak oku gibi cümleler duyuyorsanız, bir blog sahibi arkadaşınız olduğu aşikardır.

Peki siz yabancı mısınız bu blog kavramına? Aslında hepimiz her gün internette gezinirken araştırma yaparken çoğu blogları inceliyor ve bloglardan yazılar okuyoruz.

Peki farkında mıyız? Blog nedir biliyor muyuz, hadi biliyorsunuz peki Blog Tutuyor musunuz?

Evet evet, Blog tutmaktan bahsedecem, çünkü bana göre blog demek internette günlük tutmak demektir. Bu yüzden hep blog yazmak diye değil blog tutmak diye bahsederim.

Peki Sizin Kendi Blogunuz Mevcut Mu?

Blog özünde kavram olarak web-log kelimelerinin birleşmesinden oluşmuştur. İnternette yaptığınız gezilerde hangi sayfaya girip neler gördüğünüzü ve ilginizi çeken bölümleri bir seyir defterine not eder gibi not edip yazdığınız hatta bu gördüğünüz yerdeki resimleri de eklediğiniz sayfalar topluluğudur.

Sürekli olarak Weblog! Weblog! ifadesinin kullanılıp konuşma dilinde baskının We-blog şeklinde vurgulanmasından dolayı zamanla “we” hecesi düşmüş ve devamlı kullanılan dillerden düşmeyen “blog” kavramı oluşmuştur.

Tabii her şeyde olduğu gibi teknik bir terim oluşunca onunla uğraşanlarında ve bu işle ilgili yapılan işlemlerinde terimleri hemen hazır olmakta. Nitekim bu işle uğraşanlara “blogcu – blogger” ve blog üzerinden metin yazıp gönderme işlenmede “bloglama – blogging” denmiştir.

 

Peki anladık, blog bir nevi internetteki günlüğümüz diyebiliriz ama neler yazılmalı, nelerden bahsedilmeli ki?

Aslında Blogda yazılacak konular tamamen Yazarın elindedir.İstediği konudan bahsedebilir, istediği her şeyi paylaşabilir.blog-laptop Bloglar birçok konudan bir sürü farklı içerik ve resmi içerisinde barındırabilir. Bu o blog sahibinin isteğine ve o blog yapısını belirlediği standartlara göre değişiklik gösterir. Önemli olan blog içinde yazılan konuların bir bütünlük ve uyumluluk göstermesidir. Peki, hep aynı konudan mı yazılacak? Hayır !!! Farklı konulardan da yazsanız bu sefer de uyumsuzluğun getirdiği uyumluluğu yakalarsınız.

Peki Neden Blog ?

İnsanlar site açmaktan çok blog açmaya daha doğrusu blog ile uğraşmaya iten birçok sebep vardır. Özellikle kişisel sayfalarda toplu blog hizmeti veren blog portallardan hizmet alanların sayısı hiçte yadsınamayacak kadardır.

Bunun hiç şüphesiz en önemli sebeplerinden biri bir site açmak için verilmesi gereken domain ve hosting gibi ücretlerden kurtulmak olarak gösterilebilir.

Tabii buna  kolay kullanılabilir ve hiç teknik bilgi bilmeden güncelleme yapılan içerik yönetim sistemlerinin de sadece ücretsiz üyeliğe eklendiği düşünüldüğünde gösterilen ilginin hiçte sebepsiz olduğu söylenemez.

Ayrıca bu sistemlerin sabit yapıda bir görünüş değil kullanıcıların zevkine göre sundukları farklı şablonlardaki sayfa yapıları blog kullanımına gösterilen ilgiyi kat ve kat arttırmaktadır. Peki, sadece onların verdiği şablonlar mı hayır!

Kendi yaptıklarınızı da ekleyebildiğinizden, bir sürü sayfa tasarımları ve alternatif çözüm ve resimler ortalıkta kolaylıkla dolaşmaya ve gösterilen ilginin artmasına sebep olmaktadır.

Son olarak bunlara karşılıklı blog linkleri de eklendiğinde hiç kullanmayan kişilerin de başkalarından görüp blog havuzuna dalma isteklerini arttırdığı bir gerçektir.

Peki siz neden hala bir blog tutumuyorsunuz?

Blog Kullanırken Dikkat Edilmesi Gerekenler
1. Amacınızı belirleyin:
2. Okuyucularınızı tanıyın:
3. Gerçekçi olun:
4. Sitenizi sık sık güncelleyin:
5. Blogunuzu halka tanıtın :
6. Kaynaklarınıza link verin:
7. Diğer bloglara link verin.
8. Sevdiğiniz konular hakkında yazmaya çalışın:
9. Sabırlı olun:

Eğitimsel Konular

Ara.13

Güneş Enerjisi Panelleri Sınır Tanımıyor

Bu güneş panellerinde enerjiden fazlası var, Yeni nesil güneş panelleri çatılarla sınırlı kalmıyor, bisiklet yolları ve park alanları gibi pek çok alternatif alana yayılıyor.

Güneş enerjisi yaygınlaştıkça, çatılarda kullanılan klasik güneş panellerinin yerini farklı alternatifler alıyor. Yeni nesil panellerin ortak özelliğiyse, enerji üretiminden farklı ek faydalar da sağlamaları. Son bir yıl içinde dünyanın farklı köşelerinde rastladığımız güneş enerjisi projeleri kimi zaman su kanallarını koruyor kimi zaman bisiklet yollarını aydınlatıyor.

• Yeldeğirmeni geleneğini rüzgar güllerine taşıyan Hollanda, yenilenebilir enerji hedeflerini gerçekleştirirken güneşi de atlamıyor. Bu konuda oldukça yenilikçi bir yaklaşım deneyen ülke, çatılara güneş paneli yerleştirmektense, bisiklet yollarından güneş enerjisi elde etmeyi deniyor. Krommenie’de başlatılan pilot uygulamada, hem kırılmayacak kadar sağlam hem de güneş ışınlarını algılayabilecek kadar saydam olan özel bir kaplama malzemesi kullanılıyor. Yaklaşık 70 metrelik yolun maliyeti 3,75 milyon dolar olduğu için proje finansal anlamda biraz iddialı görünüyor. Bununla beraber her yenilenebilir enerji projesi gibi, bisiklet yolu da ürettiği enerjiyle kendini yavaş da olsa amorti etmeye başlıyor.

gunes-enerjisi-panelleri-sinir-tanimiyor (2)
• Güneş enerjisi panellerini bisiklet yoluna uygulayan tek ülke Hollanda değil. Güney Kore de bu yıl başlattığı bir projeyle bisikletlerin kullandığı bir yolun zemininde değil ama çatısında güneş paneli kullanıyor. Daejon ve Sejong arasındaki otobanın orta bölümünde yer alan 32 kilometrelik bisiklet yolunun üzerine yerleştirilen güneş panelleri hem enerji üretilmesini sağlıyor hem de bisikletlileri güneşten ve yağmurdan koruyor.

• Paneller için bisiklet yollarından sonraki duraksa otoparklar. Bu konuda son dönemin en çok dikkat çeken projelerinden Solar Roadways, “Amerika’da günün büyük kısmında güneş ışınlarına maruz kalan yaklaşık 2 milyar otomobil park alanından güneş enerjisi üretilebilir mi?” sorusunun cevabını arıyor. Sekiz yıldır çalışan proje geliştiricileri, kurşun geçirmez cama benzeyen bir malzeme kullanıyor. Yüzeyi strüklü şekilde üretilen temperli cam, ısındıkça buzlu yüzeyleri eriterek yol güvenliğine de katkı sağlıyor. Ayrıca özel ışıklandırmalarla şeritler oluşturabiliyor, sensörler sayesinde yoldan geçen yayalar konusunda önceden sürücüyü uyarabiliyor. Tüm bu nedenlerden dolayı, otoparklar için geliştirilen malzeme otoyollar için de büyük bir potansiyel barındırıyor. Proje, tüm bunları gerçekleştirebilmek için öncelikle Indiegogo’daki 1 milyon dolarlık hedefine ulaşmaya çalışıyor.

gunes-enerjisi-panelleri-sinir-tanimiyor (3)
• Tabii ki güneş enerjisinden katma değer yaratmak için her zaman bu kadar büyük yeniliklere ihtiyaç duyulmuyor. Klasik güneş panellerinin farklı mekanlarda kullanılması da önemli farklar yaratabiliyor. Örneğin Hindistan, büyüyen enerji ihtiyacını güneş enerjisiyle karşılamak için sulama kanallarının üzerini güneş panelleriyle kaplıyor. Böylece hem yenilenebilir enerji üretiliyor hem ülkedeki yüksek sıcaklık değerleri nedeniyle kanallardaki suyun buharlaşması önleniyor hem de tarım arazilerine yerleştirilmeyen güneş panelleri sayesinde fazladan yer işgal edilmeyerek tarımsal üretim korunuyor.

• Güneş panellerinin kapladığı geniş alanlar için sunulan diğer bir çözümse dar alanları değerlendirmenin ustası Japonya’dan geliyor. Japonya, güneş enerjisi tarlalarını kullanılmayan golf sahalarına kuruyor. Ağaç ve dolayısıyla gölge olmayan bu alanlar yüksek oranda güneş ışınına maruz kalıyor. Proje hem güneş enerjisi üretiminin artması hem de aşırı su tüketimi nedeniyle eleştirilen golf sahalarının sürdürülebilir şekilde dönüştürülmesi için örnek oluşturuyor.

Cam yüzeylerin güneş enerjisi üretmesini sağlayacak teknolojik gelişmelerle veya sadece panellerin yerini değiştiren daha pratik yeniliklerle, dünyada her geçen gün daha fazla kişi yüzünü güneşe dönüyor, güneşin sonsuz enerjisinden faydalanıyor.

gunes-enerjisi-panelleri-sinir-tanimiyor (1)

Bu yazı Dünya gazetesinin TSKB katkısıyla hazırlanan Sürdürülebilir Vizyon köşesinde yayımlanmıştır.

Teknoloji Dünyası

Ara.12

Kanalizasyondan Kansere Giden Yol Tuz Gölü

Ülkemizde kanserin kat ve kat artması, kanserin grip kadar normal karşılanması son 5, 10 yıllık süreç içerisinde gelişti.Eskiden amansız hastalık diyerek sustuğumuz ve kolay kolay dile getirilmeyen kanser artık grip kadar normal karşılanmakta ve kısmende olsa tedavi süreçleri erken teşhis de artmış durumda ama kanserin bu kadar yaygınlaşmasında ki sebep nedir?  Neden birden bire kanser hastalarında artış oldu? Cevabımız Tuz, Evet yanlış duymadınız bildiğimiz TUZ

Malesef Tuz ve Malesef Doğru, arıtılmayan atık sular kanalizasyon suları içeriyorsa ne kadar rafine ederseniz edin, virüsleri ayırmak hemen hemen mümkün olmuyor. Arıtma sonunda filtrasyon ile ölü virüsler tutulamıyor. Ölü virüsler projenik hastalıklara neden olduğu biliniyor. Bu nedenle ilaç ve kozmetik sanayinde kullanılan sular destillenmiş su niteliğinde olmalı. Bunu sağlamak için ozmoz tekniği ile iki kere filtrasyondan sonra ultraviyole sterilizasyonu ve 0.45 mikronu geçmeyen hepa fitrelerden süzülerek; her adımda kontrol edilmek zorundadır.!!!!

Deniz tuzları da, deniz sularındaki tuzun göl tuzu üretimine benzer şekilde ayrıştırılması ile elde ediliyor. Kullanılan tuzun içinde virüs kalıntıları olup olmadığı iyice kontrol edilmeli. Araştırılmalı.

Kaya tuzu ise maden gibi yer altı ocaklarından tuz yataklarından çıkarılır. Jeolojik çağlar boyunca oluşmuştur. Tuz ocakları saflığı kontrol edildikten sonra işletmeye açılırlar. Kaya tuzu ile iri göl ve deniz tuzu karıştırmamak gerekir. Kaya tuzunun en tanınmış ve bildiğim ocakları: Çankırı, Erzincan, Erzurum gibi illerdedir.

Geçenlerde bir süpermarkette alışveriş yaparken çok yaşlı bir kadın eline bir tuz paketi almış görevliye soruyor:

‘‘Yavrum bunun üzerinde kaya tuzu mu, göl tuzu mu? V.s. yazmıyor. Ben kaya tuzundan imal edilenini almak istiyorum.”. Önce kadıncağızın yaptığını bir yaşlılık davranışı zannettim. İnceledim, sordum soruşturdum, meğer kadıncağız halklıymış. Şimdi ben de üzerinde kaya tuzu yazanları satın almaya çalışıyorum.

Hatırlarsınız buna benzer bir ileti de şeker için dolaşmıştı. Meğerse ülkemizde şeker, pancardan imal edildiği gibi genleriyle oynanmış mısırdan da imal ediliyormuş (bunun arkasında da maalesef bizim prenslerimiz varmış). Şimdi ben, paketin üzerinde ”yüzde yüz pancar şekerinden imal edilmiştir” yazısını görmezsem satın almıyorum.
Artık tuz yemeyin yedirmeyin! Nedenine gelince aşağıdaki yazıyı okuyun. Neden yememeniz gerektiğini anlayacaksınız.

Aşağıdaki bilgiler maalesef doğru
Yrd. Doc. Dr. MUSTAFA DURAN’ın kaleminden

” Tuz Golü, Van Gölü’nden sonra ülkemizdeki ikinci büyük golüdür… Uzunluğu 80 km olan Tuz Gölü’nün genişliği 48 kilometreyi bulur… Geniş bir alanı kapsamasına karşılık çok sığ bir göldür..

Dünyanın en tuzlu göllerinden biridir. Litresinde 329 gram gibi çok yüksek oranda tuz ihtiva etmek! tedir. . Gölün bu özelliğini değerlendirerek tuz elde etmek amacıyla kıyılarında çok sayıda tuzla kurulmuştur. Bu tuzlalardan elde edilen tuz Türkiye’nin gereksinimi olan tuzun büyük bölümünü karşılamaktadır.

Türkiye’nin oldukça kurak bir yerinde yer alması nedeni ile bu sığ bölgelerde çok yoğun bir şekilde buharlaşma görülür…

Doğu kısmındaki körfez dışında tümüyle kuruyan Gölün tabanında, kalınlığı yer yer 30 cm.yi bulan mevsimlik bir tuz katmanı oluşmaktadır. Tuz Gölü’nün en derin yeri sadece 2 m.dir. Öteki kesimlerin derinliği sadece santimetrelerle ölçülebilmektedir. Göle dökülen en önemli akarsular?
Peçeneközu deresi’ ile Melendiz Çayı’dır. Coğrafya bilgileri aynen böyle diyor.

Coğrafya bilgilerine girmemiş acı gerçek ise şudur:
Tuz Gölüne dökülen en büyük akarsu Konya’nın şehir kanalizasyonudur. …

Çumra yönüne verilen kanalizasyon bu doğrultu üzerinden maalesef herhangi bir arıtmaya tabi tutulmadan doğrudan Tuz Gölü’ne akıtılmaktadır.

Bir milyonu gecen şehir nüfusunun sanayi artıklarını da taşıyan şehir kanalizasyonu bizlere iyotlu ya da iyotsuz tuz olarak geri dönmektedir.

Bu faciaya dur demek ve tuzun kokmasına fırsat vermemek için her sorumlu vatandaşın üzerine düşen görevi yerine getirmesi gerektiği inancı ile bu mesajı ulaşabileceğimiz her kişiye gönderelim ve ilgilileri göreve davet edelim. Yoksa hepimizin yemeğinde Konyalıların katkısı olmaya devam edecek. ”

Yrd. Doc. Dr. MUSTAFA DURAN
PAMUKKALE ÜNIVERSİTESI / FEN-EDEBIYAT FAK. BIYOLOJI BOL. 20017 DENIZLI
TEL:+90 258 2134030-1178 / FAX:+90 258 2125546

Toplumsal Konular

Ara.02

Kızıl Mercan Hikayesi

Küçük bir hikaye yazmak, bir hikayeye konu olmak, hikayelerde kaybolmak bu eşsizliği tatmak gerek.Klavyeye dokundukça hayal dünyamız dökülür cümleler halinde, Aziz Şimşek Kişisel Blog sayfamda ilk hikayem Kızıl Mercan hikayesi ile başlamak istedim.

Balıkesir de küçük bir balıkçı kasabası idi. Makilerin arasında mavi lacivertimsiligi görünen çarşaf gibi bir deniz çalkalanıp duruyordu. Balıkçı Mehmet buralı Balıkesir’in şirin kasabası Ayvalık ta doğup büyümüş, buranın bıçkın yetenekli, gözü kara balıkçısı idi. Kasabanın ilk kıyı şeridin de yukarı doğru tırmanan bir yerin de oturuyordu. Hiç evlenmemiş ti. Bu yıkık dökük barınak ve baba yadigarı tekneden başka bir şeyi yoktu.

Bin dokuz yüz kırklardı. Güney ve kuzey Kore Japonya savaşları söylentisi yayılıyordu lambalı radyolar da. Her sabah daha şafak bile sökmemişken açılırdı denize ve denizi yırtan tak takları ile. Kahveci Sami löküs camı temizlerdi. Radyo bataryalarını kontrol ederdi. Balıkçı Mehmet bu civarda en bilinmez enginlere açılır en güzel balığı süngeri yengeci yakalardı. Bir gün bir yer keşif etmişti. Atladı. Denizi sisli idi. Balıklar yosunlar Mehmet bir süre sonra çıktı denizden. Yakaladıklarını teknenin kıçına yığdı. Bu gün her zamankinden çok bereketli idi. Mehmet tekrar denize atladı. Bu sefer çokta bilmediği garip bir yerdi. Baktı ki çevrede hiçbir yerde bu güne kadar görmediği bir bitki yumağı ile karşılaşmıştı. Bu yer tam da denizin ortalık bir yerinde idi. Mehmet buralarda hiç görmediği bir yosun türü ile karşılaşmıştı.

Dalları pütürlü mercan denizin dibinde süzülürken güneş ışıkları üzerlerinde renkli oyunlar oynuyordu sanki. Bu kızıl mercan topluluğu ona o dönem balıkçılarına kazanamadıkları paraları kazandıra bilirdi. Ve düşünülen de olmuştu. Balıkçı Mehmet bu kırmızı mercanları toplayıp kasabada satıyor bu güne kadar kazanamayacağı parayı bir gün de alıyor, balıkçılar ve her gün balık verdiği toptancı şaşırıyordu. O bölgeye gidip o esrarengiz mercanları topladığından beri tam da üç sene geçmişti aradan.

Ve yıllar sonra aynı noktaya tekrar geldiğinde o değerli kızıl mercanları bulundukları yerde bir daha göremedi. Tekrar daldı aynı noktaya. Fakat o bölgede ne yosunlar ne de o ilginç mercan toplulukları vardı ortada. Sanki gizli bir el değip kayıp etmişti onları. Balıkçı Mehmet aynı noktaya tekrar en az yirmi otuz kez dalıp çıkmıştı. Ve çıktı son kez. Kendini kayıp ederek haykırdı. Sesi adada yankılanıp martılar acı acı bağrıştılar. Mehmet, başını eğdi ve teknenin kıçında oturup hayıflandı kendi kendine.
– bulamadım! Kayıp ettim onları.

Balıkçı Mehmet o gün bu gündür kulübesinin çevresinde dönüyordu.
-bulamadım. Kayıp ettim onları. Kayıp oldular diyerek kulübenin çevresinde dönüyor, dönüyordu. Onu o halde gören kasabalılar üzülüyorlardı. Ve kasabalılar o, Mehmet’in o mercanları bulduğu bölgeye
“Deli Mehmet” adını koydular.

Hikayelerim

Ara.01

Yapay zeka insanlığın sonunu getirirse?

Yapay zekanın insanlığının sonunu ne zaman getireceği konusunda herkes bi şeyler söylemekte, böyle bir konuya el atıp değerlendirmek benim boyumu aşar lakin sadece fikirlerimi beyan etmek için klavyemin tuşlarına dokunmaya başladım.

Yapay Zekanın tanımını yapmakla ne olduğunu anlatmakla başlamayacağım, çünkü yapay zekanın ne olduğunu neleri kapsadığını bilmeyen bir kişi için yapay zeka şu anda iki üç cümleyle anlatılacak bir konu değil.Bilgi edinmek isteyenler için Yapay Zeka Nedir?

Yapay zeka alanındaki gelişmeler hem dünyada yakın gelecekte yaşanması beklenen “yeni” sanayi devriminin ipuçlarını veriyor hem de bir çok kişiyi endişelendiriyor. Temel endişe sebebi, gittikçe akıllanan robotik sistemlerin bir gün “kontrolden çıkma” potansiyeli. Hızla ilerleyen çalışmalara bakıldığında bunu anlamak da mümkün zira her geçen gün bilişsel becerileri daha da geliştirilmiş sistemler ortaya çıkıyor.

Siri ile konuşurken ne düşünüyorsunuz? Google’ın otonom araçlarını da ilgiyle karşılıyorsunuz değil mi? Asimo’yu hala bir dönemin en büyük olaylarından biri olarak anabiliyoruz. Peki teknoloji ve yapay zeka bu hızla gelişmeye devam eder ve günün birinde Siri çileden çıkar, Google’ın otonom aracına Asimo’yu da alıp kendisiyle buluşmasını ve yolda karşısına çıkan tüm insanlara zarar vermesini söylerse ne olur?

Çok da yabancı olduğumuz bir kurgu değil aslında. Robotların ve yapay zekanın insanlığa karşı tehdit oluşturması, yapay zekaya sahip makinaların insanlığı sonlandırmaya karar verdiği The Terminator ve uzun süren bir savaştan sonra insanları birer batarya gibi kullanmaya başlayan makinalara karşı bir direnişin konu edildiği The Matrix gibi filmlerin işlemiş olduğu bir tema.Peki ya gerçek olursa? Buna karşı bi önlemimiz mevcut mu?

Yapay zeka konusunda Google sürücüsüz otomobilleri, İnsansız hava araçları, Apple Siri, Microsoft Cortana, Google Now, IBM Watson, IPsoft Amelia ve Asimo gibi bir çok gelişme mevcut ve halen de çalışmalar devam etmekte.

Tüm bu gelişmelere rağmen şu an için yapay zekayla her gün etkileştiğimizi söylemek zor. Robotlar hâlâ beceriksiz, günlük hayatımıza entegre olamadılar; ayakkabılarımızın bağcıklarını bağlamıyor ya da tırnaklarımızı kesmiyorlar. Ancak sensör teknolojisi, konuşma tanıma, bilgi arama ve diğerlerinde hızlı bir gelişme söz konusu.

Google’ın sürücüsüz otomobili yüz binlerce kilometre yol katetti. Ancak trafiğin yoğun olduğu bir yolda bir çocuğu ya da bir poşeti ayırabilecek mi, henüz belli değil. Pekiyi, ya bozulursa ne olacak? Bir kaza durumunda sorumlu kim olacak; araba mı, arabanın sahibi mi yoksa tasarımcı mı? Bu soruların yanıtı henüz bilinmiyor.

Peki insansız hava taşıtlarının askeri amaçla kullanımı konusunda garanti mevcut mu? Hedef kişileri bulup silahlarını onlara karşı doğrultup kullanıp kullanmama kararını kim verecek? Kişiyi öldürürse bunun ahlaki ve yasal sorumluluğu kimde yada kimlerde olacak?

Emin olduğumuz bir şey var ki; yapay zekanın tıbbi teşhisten cerrahiye, hukuktan muhasebeye kadar birçok alanda insanların işlerini elinden alacağı. Burada yine aynı soruyu tekrarlıyoruz: Ya işlerinde başarısız olurlarsa sorumlusu kim olacak?

Tüm bu yanıt bekleyen sorulara karşılık, toplumun bilgisayarlar tarafından giderek artan bir hızda dönüşüme uğrayacağı kesin. Peki Robotlar, aptal köleler olarak mı kalacaklar yoksa insana yakın yeteneklere sahip olacaklar mı? Onlara karşı sorumluluğumuz olacak mı? Sıkıldıklarında ya da üzüldüklerinde onları teselli edecek miyiz yoksa onlara ortada dolaşıp duran zombiler gibi mi davranacağız?

Uzmanlara göre, robot zekasının insan seviyesine gelmesi o kadar çabuk ve kolay olmayacak. Bazılarına göre 25 yıl, bazılarına göreyse imkansız. Son yapılan araştırmaya göreyse bu sürece daha 50 yıl var.

Bu konuyu daha çok konuşacağımız kesin. Kesin olan bir şey daha var ki; uzak gelecekte tüm bu konulara bakış açımızı insan beyniyle değil makine beyniyle değerlendirdiğimizde çok farklı noktalara ulaşacağız. Belki de evreni onların beyinleriyle çok daha iyi anlayıp ve analiz ederek dünyamızı değiştirebiliriz. Kim bilebilir?

 

yapay-zeka2
 

 

 

Yardımcı Kaynak: http://www.telegraph.co.uk/culture/hay-festival/11605785/Astronomer-Royal-Martin-Rees-predicts-the-world-will-be-run-by-computers-soon.html

Teknoloji Dünyası

Kas.29

Girişimcilik Hikayesi Asya Lale

Girişimcilik üzerine ilk kez yazı yazmaya yelteniyorum. Başarabilirsem seri haline getirip her hafta 1 girişimcilik öyküsünü dilimin döndüğünce anlatmaya niyetlendim.

Girişimcimiz Ali Yetgin, Konya’nın İçeriçumra Kasabası’nda doğmuş büyümüş.Hikayemizin yeri ise Konya’nın İçeriçumra ilçesi, İçeriçumra’da genellikle pancar, buğday, arpa, kavun gibi şeyler ekilir, yıllardan beri bu değişmez. Herkes babadan oğula bunlarla büyüyor.
Ali Yetgin, yıllarca devlet kuruluşlarının alt yapı müteahhitliğini yapmış. 1996 yılında Hollanda’ya yaptığı bir iş seyahatinde şans eseri gördüğü lale tarlaları ilgisini çekiyor, Hollanda’ya ilk lalenin Selçuklular zamanında bizim topraklarımızdan gittiğini öğreniyor. Selçuklu’nun başkenti Konya, o zaman düşünüyor ve kararını veriyor. Toprak, su, güneş, insan hepsi biz de var diyerek başlıyor işe.

İlk başta işler umduğu gibi gitmiyor, Konya’daki iklim nedeniyle laleler oldukça geç açıyor. Araştırmaya başlıyor, bir yerde hatamı yaptım diye. Konya’nın iklimi ve toprağı gayet uygun ama turfanda yetiştirmek için uygun değil. Lale, Konya’nın soğuğunu, güneşini ve bol mineralli toprağını seviyor.

Daha sonra 4 çeşit lale ve 1 milyon lale ile Çumra’da işe başlıyor. 1 milyon lalenin başında bekleyip, milletin laflarını göz ardı edip sonunda başarıya ulaşıyor. ” Bu adam delirmiş çiçekle uğraşıp duruyor, kendi batacak olan çoluğuna çocuğuna olacak  ” gibi yüzlerce söze gögüs gerip başarıyı elde etmek bence gerçekten girişimciliğin şartı.

Eğer Ali Bey; Pancarı, buğdayı devlet alır elimde kalmaz. Çiftçi için bu garantidir demiş olsaydı her yıl devlet pancara otuz kuruş daha fazla verir mi diye haber bültenlerini izlemeye mahkum olacaktı.

ali-yetgin-asyalaleŞu anda lale üretimi konusunda dünyada bir numara olan Asya Lale Şirketi Hollanda’ya lale ihraç ediyorlar.Asya Lale firması, 1998 yılından bu yana Konya’da lale ve diğer soğanlı bitkilerin üretimini yapıyor.

Türkiye’deki en büyük soğanlı bitki üreticisi olan firma, yaklaşık 6 bin metrekarelik soğuk hava deposuna sahip, 400.000 metrekare alanda, 80 farklı çeşit ile 60.000.000 lale üretiyorlar.

Firma, başta İstanbul Büyükşehir Belediyesi olmak üzere çok sayıda belediye ve özel sektör için soğanlı bitki üretiyor.

Her girişimcinin karşılaştığı gibi Ali Beyi eleştirenler halen pancara gelecek 30 kuruş zammın haberi için haberleri izlemeye devam ediyor.

Bu arada Asya Lale firması internet girişimciliğini de ellerinde tutarak alanlarında lider olmayı başarmışlar. Google’da lale siparişi kelimesinde ilk sırada yer almaktalar.

Lale Siparişi – www.lalesiparisi.com

Firma hakkında bilgi için www.asyalale.com

Unutmamak gerek ki gerçek girişimci, girişim ışığını görüp risk alabilendir.

 

Girişimcilik

Kas.29

İnterneti hızlandırmak için yeni teknoloji

İnterneti 100 kat daha hızlandıracak yeni teknoloji Li-Fi

Yeni bir kablosuz iletişim teknolojisi olan Li-Fi önümüzde ki aylarda görünebilir ışık iletişimi (Visible Light Communication – VLC) kullanarak yüksek hızda veri taşımayı hayatımıza getirecek.

Wi-Fi teknolojisine alternatif olarak geliştirilen yeni kablosuz bağlantı teknolojisi olan Li-Fi, ışık gücü ile internet aktarımı yapacak. Peki kısa bir zaman sonra hayatımıza girecek olan bu yeni teknoloji Li-Fi nedir ve nasıl çalışır?

interneti-hizlandirmak-icin-yeni-teknoloji1

Li-Fi 2001 yılında İskoçya’da bulunan Edinburg Üniversitesi’nde ki Harald Haas tarafından icat edildi. Önümüzdeki aylarda, görünebilir ışık iletişimi (Visible Light Communication – VLC) kullanarak yüksek hızda veri taşımayı hayatımıza getirecek. Bilim adamlarının ilk olarak 2011 yılında görücüye çıkardığı Li-Fi, özel olarak üretilmiş ve geliştirilmiş ampuller yardımı ile veri aktarılmasının mümkün olduğunu kanıtlamıştı. Geçtiğimiz yıllarda araştırmacılar laboratuvarda yaptıkları deneylerde Li-Fi kullanarak saniyede 224 gigabit veri aktarımı yapmayı başarmıştı.

Estonya’da yapılan denemelerde saniyede 1 GB veri transferi elde edildi bu şu anki ortalama Wi-Fi hızından 100 kat daha hızlı. Estonyalı teknoloji şirketi Velmenni’nin CEOsu Deepak Solanki yaptığı açıklamada VLC teknolojisini kullanacakları bir kaç farklı endüstriyel alanı pilot bölge olarak seçtiklerini dile getirdi.

Haas bu teknolojiyi ilk defa tanıttığında tek bir led ışıkla bir baz istasyonundan daha fazla veri transfer etti. Eğer laboratuvarda elde edilen saniyede 224 gigabit veriyi biraz daha açacak olursak bu yaklaşık olarak her saniyede 1.5 GB boyutunda 18 tane film indirebiliyorsunuz.

interneti-hizlandirmak-icin-yeni-teknoloji3

Teknoloji Dünyası