Şub.06

Dijital Pazarlama nedir?

Dijital pazarlama uzun uzadıya bilimsel terimlerle açıklanacak ya da örneklerle pekiştirilecek bir açıklamaya sahip değildir. Kısa ve öz olarak dijital pazarlama; dijital kanalları verimli bir şekilde kullanan pazarlama yöntemidir. Bu kanalların başında internet, sosyal medya ve mobil platform gelmektedir.

Yazılı basın, radyo, televizyon ve billboardlar gibi geleneksel pazarlama kanalları, dijital pazarlamanın bir parçası değildir. Bu araçlar uzun bir dönem boyunca etkili ve başarılı olmuş, ancak dijital iletişim çağında verimliliğini büyük ölçüde kaybetmiştir.

Dijital pazarlama e-ticaret demek değildir ya da dijital pazarlama her ne kadar adında pazarlama geçse de sadece ürün satışından ibaret değildir. Firmalar çoğu zaman insanların belleğinde firmayı ilk sıralarda tutmak için, marka bilinirliği yaratmak için de dijital pazarlama kanalını kullanmaktadırlar.

Dijital Pazarlamayı oluşturan 4 ana hatlar bulunmaktadır. Bunlar sırasıyla; Elde et(Acquire), Kazan(Convert), Ölç-Optimize et (Measure and Optimize) ve Sahip Çık, Büyüt (Retain and Grow)

Firmalar dijital pazarlamayı genellikle işinde uzman firmalar aracılığı ile gerçekleştirmekte bazı kesimler dijital pazarlama uzmanlarını bünyelerinde çalıştırmaktadırlar.

Geleneksel medyanın hâkimiyetini kaybetmeyi sürekli sürdürdüğü bu serüvende dijital pazarlamanın payı sürekli yükselmektedir.

Yönetim Bilişim Sistemleri

Oca.31

Kartondan Hikayeler

Uzun zamandır yazamayışıma kızgın bir tavırla başladım yazmaya, bu sefer yine bir hikayeye girişmek istedim ve dokundum klavyemin tuşlarına..

Bisikleti durdurmuş bir çöp tenekesinin kenarında duran karton kutulara baktı. Elindeki mavi renkli maket bıçağını eline aldığı bir mukavva kutuya sürttü.

  • cilet mübarek! Cilet. Bu gün iyi günümdeyim. Bunları bir de elli kuruşa okut bilirsem? ,

Şehrin ışıkları yolları arabaların kaportalarını aydınlatıyordu. Adam kasketli idi. Yüzündeki sakalı kaşınıyor, kaşımak zorunda kalıyordu. Kartonları kesip istif etti. Silifke sakindi bugün. Bir köpek dilini sarkıtarak durdu. Çöp tenekesini kokladı. Arka ayağını kaldırıp tenekenin yanına işedi sonra koşar adımlar la yürüdü. Adam topladığı kartonları kesip istif ediyordu. Bir otomobil son ses müziğini açmış son sürat geçti gitti. Uzak caddelerden birinde penceresi sokağa açık evden bir karı koca kavga ediyordu haykırarak. Sonra elindeki kartonları özenli bir şekilde bisiklete yükledi. Başka bir sokağa yöneldi adam sonra. Bu sokakta bu sefer birkaç karton, yarısı kesilmiş pet şişe yarı içilmiş bira şişeleri görünce daha bir ışıldadı gözleri. Bunları ayrı bir poşete koymuştu. Yüzü bir memnuniyet ifadesi ile aydınlandı. İleride karşıda bir genç cebinden bir kibrit çıkararak avuçlarının arasında yaktı. İleride bir ara sokakta bir polis arabası yavaşlayıp, ışıklarını duvarlara yansıtıp kayboldu gitti.

Bir adam içmiş, karanlık gölgesi ile yalpalayarak yürüyüp o biçim ana avrat küfür ederek haykırdı. Sonra gelip bir çöp tenekesine kustu. Adam hala toplamaya devam ediyordu. Az ilerisin de iki sevgili bir sokak lambası altında öpüşerek ayrıldı. Koltuğunun arasında gazetesi ile yürüyen bir adam çöp tenekesinin yanında durup elindeki bir tomar işe yaramaz kâğıtları çöp kutusuna attı, Sonra ağırca ilerledi. Adam tekrar kaşıyarak sakalını gazete atılan çöp kutusuna yanaşarak atılan kâğıtları alıp sepete attı. O çöp tenekesinin hemen dibinde ki evin ışıkları yandı. O demin ki çöp tenekesine gazete kâğıtları atan adamın evi idi. Adam sokağa bakan odada sokağa bakan bir pencerenin kenarında koltuğa oturdu. Televizyonu açtı. Karton toplayan adam pencereye yanaştı. Haberleri daha iyi duymak için.

“Yeni yasa mecliste kabul edildi” Adam pencereden çekildi. Büyük bir kartonu kesmeye başladı. Derken bir resim, evet bir tablo parçası geçti eline. Sağ alt köşesinde imza görünmüyordu. Kirli elleri ile aldı. Eve doğru yol almıştı. Yanında çok yemiş te karnı şişmiş bir kurbağayı andıran bisikleti ile. Her zaman ki durdurduğu yere durdurdu bisikletini. Evin köhne kapısını aralayıp karalık bir sahanlıktan içeriye geçti. Karanlık bakımsız evin mutfağına geçti. Çaydanlığa bir su koyup çay pişirmeye başladı. Çaydanlık kaynarken ki çıkardığı sesi çıkardı. Bulduğu tabloyu eline alıp uzaktan baktı. Eskiden bir ressam olan adam birden heyecanlanıp o eski sergi açtığı şaşağalı dönemleri hatırladı.

Kocaman bir sergi sarayı görüntüsü hatırladı.  Adam bir kenarı oturmuş seyircileri bekliyordu. Ama adam resimleri ile kimsenin ilgilenmediğini his edince utandı tiksindi. Ve bir daha resim yapmayacağım kararı aldı.

Yazar: Aziz  Şimşek

Hikayelerim

Oca.09

Nasıl websitesi sahibi olunur?

2000’li yılların başında bir web sitesi sahibi olabilmek için en temel seviyede bile olsa HTML kod bilgisine sahip olmak gerekiyordu. Zamanla gelişen yazılım dilleri web sitelerini daha görsel hale getirdi, ayrıca gelişen web programlama dilleri sayesinde web sitesi sahibi olabilmek için kod bilgisinede gerek kalmadı. Tabii kendinize özgü bir web sitesi sahibi olmak istiyorsanız ya web programcılığını öğrenmelisiniz yada paraya kıyıp bu işi profesyonelce yapan şirketlerle veya  freelance olarak çalışan yazılım uzmanları ile irtibata geçmeniz gerekiyor.

Tabii ki artık daha önceden de bahsettiğimiz gelişen web programlama dilleri sayesinde kod bilgisi ya da domain ve hosting masrafı dışında bir meblağ harcamadan da web sitesi sahibi olabilirsiniz.

websitesiPeki nasıl ?

Ücretsiz web sitesi sahibi nasıl olacağınızı anlatmaya başlamadan önce domain ve hosting terimlerini de açıklamamız gerekiyor sanki;  Domain nedir ? Domain (alan adı), internette yer almak için sahip olmamız gereken kimlikdir. Yani alan adları web sitemizin adı ve adresidir. Bu adres olmadan ziyaretçiler sitemize ulaşamazlar.. Mesela benim kişisel blogumun alan adı www.azizsimsek.com.tr

Hosting veya Barındırma, bir web sitesinde yayınlanmak istenen sayfaların, resimlerin veya dokümanların internet kullanıcıları tarafından erişebileceği bir bilgisayarda tutulmasıdır.

İnternette site yayınlamak için özel olarak üretilmiş, internet omurgasına çok hızlı bağlantısı olan, yüzlerce kullanıcıya aynı anda hizmet verebilecek bir bilgisayarda (sunucuda) yayınlamak istediği dosyaların saklanması gerekir. Web sitesine ait dosyaları saklayan ve internet kullanıcılarının erişimine sunan bu bilgisayarlara web sunucusu (web server), bu veri saklama ve yayınlama işlemine de web hosting denir.

Domain ve Hosting alarak web sitenizi hazır web scriptleri ile de kurabilirsiniz. Hazır scriptlere örnek verecek olursak da wordpress, joomla, mybb vb. Elbette bunlar için biraz olsun teknik bilgiye ihtiyacınız olacaktır.

Kardeşim benim hiçbir bilgim yok ama bir web sitem olsun derseniz de bunun içinde çözümler hazır. Hatta tek kuruş harcamadan web sitesi sahibi olursunuz, bunlar içinde blogger.com yada wordpress.com adreslerini kullanabilirsiniz. Bu sistemler size adınız.blogger.com yada adınız.wordpress.com şeklinde bir alan adını verirler. Bu alan adını verdikleri yetmezmiş gibi birde size hazır  kurulmuş teması olan web sitenizi tek tuşla açabilirsiniz.. Tabii herkese aynı tasarımları sundukları için pek cazip gelmeyebilir öncelikle ama internette bulabileceğiniz milyonlarca temayı kullanarak size özel bir web sitesinin sahibi olabilirsiniz. Ama en başında bu sistemlere üye olmanız gerekiyor, tabi üyeliğin ücretsiz olduğunuz söylemeye gerek bile duymuyoruz.

İşte bu kadar kolay ! Ama lütfen unutmayın bir heyecanla kurduğunuz web sitesi, sanal ortamı çöplük haline getiren web sitelerine benzemesin, özgün içerikten mahrum bırakmayın sitenizi…

Ben blog yazabiliyorum ama teknik kısımdan anlamıyorum diyorsanız iletişim bölümünden mail gönderebilirsiniz.

Teknoloji Dünyası

Oca.04

Engellilere Bakış Açımız

Öncelikle hoş geldin, bu yazıyı okumaya başlamadan önce yazar olarak senden bir ricam var. Lütfen ön yargılarını bu yazıyı okuyup yorumlarken ön planda tutmamanı istiyorum. Bu sayede beni daha iyi anlayacağını umuyorum..

Bir topluluk içerisinde bulunduğumuzda ya da birebir arkadaş ortamında yeni tanıştığımız biri olduğunda, yeni tanıştığımız kişiye dair aklımızda kalan şeyleri listeleyecek olursak;

  • Adı, Soyadı
  • Yaşı
  • Boyu,Kilosu,Göz Rengi
  • Nereli olduğu / Memleketi
  • İşi gücü / Mesleği / Okulu

Yukarıda saydığım şeyler ve benzerleri aklımızda kalabilecek unsurlardır. Yeni tanıştığımız kişi ile samimi olup bir konu hakkında konuşmaya muhabbet etmeye başladığımızı varsayalım.

Bu yeni tanıştığımız kişi belirli süre zarfında gerçekten anlaşabildiğimiz ve hoş sohbeti olan bir arkadaşımız olarak hayatımızda yer edindi.Bu kişi ile bir çok etkinliklere beraber katılıyor, artık daha fazla zaman geçiriyoruz.

Her şey bu kadar güzel ilerlerken arkadaşınızın gözlük kullanıyor olması sizin için her hangi bir sorun teşkil eder miydi?

Yine Her şey bu kadar güzel ilerlerken arkadaşınızın işitme cihazı kullanıyor olması sizin için her hangi bir sorun teşkil eder miydi?

Yine Her şey bu kadar güzel ilerlerken arkadaşınızın sağ bacağına platin takılmış ve bir ayağının diğerinden daha kısa olması sizin için bir sorun teşkil eder miydi?

Yine Her şey bu kadar güzel ilerlerken arkadaşınızın astım ve benzeri burun hastalıklarından ötürü hızlı nefes alıp veren birisi olması sizin için her hangi bir sorun teşkil eder miydi?

Tüm bu sorulara gerçekten eğer böyle bir olay yaşamış olsaydınız vereceğiniz gerçek tepkiyi düşünerek cevap verin..

Ve son olarak şunu söylüyorum; Ya şu yeni tanışılan kişi siz olsaydınız? Cevabın ne olmasını isterdiniz?

O kadar yazdım, sordum ama biliyorum ki sende değişen hiçbir şey olmayacak. Çünkü ben bir yazı ile seni daha olgun ve ileri görüşlü yapacak değilim. Peki neden yazıyorsun bunları diye soracak olursan dostum, Sana şunu söyleyeyim ” İçimden geldi, Özgürce Saçmaladım ”

Bu yazı için yorum yazmak ister misin? / Yorumunu bekliyorum..

 

Toplumsal Konular

Oca.01

Edebiyat nerede başlamaktadır?

Sakarya Büyük şehir Belediyesi tarafından düzenlenen Büyük şehir Akademi söyleşileri içerisinde yer alan Necati Mert’in uzman olarak katıldığı Yazı ve Edebiyat Söyleşisine ön kayıt yaptırdım.Lakin yedek listede idim.Gelmeyenler sağ olsun söyleşiye katılma imkanım oluştu. Bu söyleşi sayesinde yazar Necati Mert’i tanıma fırsatı yakaladım.

Sakarya Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı binasında gerçekleştirilen ilk söyleşide Edebiyat nerede başlamaktadır ve Edebiyat Nedir? gibi sorulara sohbet havası içerisinde değindik.Yazar Necati Mert’in konuşma tarzı ve sohbet ustalığından olsa gerek ki kendimi soru üzerine yoğunlaşmış sıkıcı bir sohbet içerisinde bulmadım, aksine oldukça akıcı ve rahat algılanabilir bir söyleşi oldu.

necatimert

Onat Kutlar’ın Çevirmen adlı denemesini okuduktan sonra Onat Kutlar’ın ” Edebiyat denen şey bu mu ? ” sorusunun üzerine sohbetimiz ilerlemişti.Onat Kutlar’ın Çevirmen başlıklı yazısını blogumda paylaşmak istedim.

ÇEVİRMEN 

(Onat Kutlar)

Bu özelliğimi ilk kez, çocukken fark ettim. Evimizin avluya bakan ikinci kat odasının penceresi önünde oturmuş, garip bir olayı izliyordum. Avluda, çiçekten meyveye dönüşmek üzere olan bir zerdali ağacı vardı. Meyveleri serçelerden korumak için dallarına örümcek ağı gibi ince bir iplik ağı geçirilmişti. Ama gene de çok sayıda serçe vardı ağaçta.

İçlerinden bir bölüğü, iplere ve dallara çarparak kalkıyor, yüksek avlu duvarının ortasındaki bir deliğe doğru uçuyor, delik çevresinde bir süre çırpındıktan sonra yeniden ağaca konuyordu. Tam o sırada pat diye bir tüfek patlıyordu yanı başımdan. Ağaçtaki serçelerden birinin cansız yere düştüğünü görüyordum. Ağacın yanında, elinde porselen bir tabakla, Ticaret Mahkemesi’nin yaşlı odacısı duruyordu.

Düşen serçeyi alıp, usulca tabağa koyuyordu. Tabak ölü serçelerle doluydu. Karşıda, kullanılmayan ahırın karanlık kapısı önünde, elleri ceplerinde öylece duran küçük erkek kardeşim dikkatle odacıyı izliyordu. Gökyüzü, ikindi güneşiyle aydınlık, avlu gölgeliydi. Küçük kuşların ölümü için epeyce elverişli bir saat.
Düzenli aralıklarla, serçelere, odacıya ve yanıbaşımda bir iskemleye ters oturmuş, bir tektüfeğin gez ve arpacığından dikkatle nişan alan aile dostumuz Ticaret Mahkemesi Yargıcı’na bakıyordum. Namluyu hafifçe oynatıyor, sonra bir noktaya gelince gözlerini kısarak tetiği çekiyordu. Pat!.. Bir serçe daha. Odacı, ölü serçeyi, olgunlaşarak düşmüş bir meyve gibi tabağa koyuyordu.
Anam kahve fincanlarını topluyordu. Sürekli hareket halindeydi. Bir yolculuğa çıkacakmış gibi. Oysa yolculuğa çıkacak olan babamdı. Onu akşam olmadan çiftliğe ulaştıracak olan at, kapıda sabırsız kişniyordu. Babam konuğun gitmesini bekliyordu. Sadece ablam, duygularını saklayamadı. On dört yaşındaydı. Tırnaklarını kemirirken birden bağırdı: “Vuracaksanız yılanı vurun. Serçeleri niçin vuruyorsunuz?” Yargıç gözlüklerini bir an alnına kaldırdı. Ablama baktı: “Bu yezitler yarın tek çağla bırakmaz ağaçta kızım…” dedi. Serçeleri vurmaya devam etti.

Bu tuhaf düğümü çözme si için babama baktım. O, pencereden kardeşime seslendi, “Oğlum, ahırdan kolanı getir.” Kardeşim sızlanarak karşılık verdi: “Ben yılandan korkuyorum. Getiremem.” Annem, “Babanı duymadın mı?” diye seslendi kardeşime, “yola çıkacak.” Sonra Yargıç’..a döndü. “Yoruldunuz…” “Yok canım” diye karşılık verdi Yargıç, “Kalemi kırdık bir kere…” Yeniden nişan aldı. Pat. Bir serçe daha. Konuşmaları garip bir tedirginlikle dinliyordum.

onatkutlarBu insanların hepsi aynı dili konuşuyorlar ama birbirlerinin söylediklerini anlamıyorlardı. Sanki odada bir Japon, bir İngiliz, bir Macar, bir İspanyol vardı ve hiç biri ötekinin dilini bilmiyordu. Bir şey yapmalıydım. Çünkü serçeler ölüp duruyordu. Pencereye dayanmaktan uyuşan kolumu sallayarak odanın ortasına yürüdüm. Beni bile şaşırtan yüksek bir sesle konuşmaya başladım:
“Yani ablam diyor ki, serçeler duvardaki yuvalarına gizlenmiş yılandan korktukları için ağaca konuyorlar. Serçeleri vuracağınıza o yılanı vurun. Hem serçeler kurtulsun, hem de ağaç… Babam konuğuna git diyemediği için yola çıkamıyor. Atın kolanını istemesi bu yüzden. Belki konuk anlar diye…

Küçük kardeşim kolanla yılanı karıştırıyor. Bu yüzden korkuyor. Hakkı da var. Çünkü geçenlerde babam, karanlıkta kolan sanıp bir yılanı tutan birinden söz etmişti. Şimdi unuttu herhalde bunu anlattığını… Annem konuğun yorulmadığını biliyor. Bunu söylerken, artık gitseniz demek istiyor. Yargıç amca ise serçeler için verdiği idam kararından dönmeyeceğini söylemek istiyor… Odacının da hiç sesi çıkmıyor, çünkü korkuyor…”
Rahatladım ve sustum. Herkesin ne demek istediğini söylemiştim. Ama odadakilerin yüzüne bakınca bir korku doldu içime. Anlaşılan ciddi bir pot kırmıştım. Babamın durumu kurtarmak için söylediği gönül alıcı cümlelere rağmen Yargıç izin isteyip gitti.
O anda, yaptığım işin sadece bir çeviri olduğunu, kimseyi kızdırmak istemediğimi elbette anlatamadım. Çünkü açıkçası, yaptığımın ne olduğunu da iyice bilmiyordum. Özelliğimi kavramam ve adlandırmam için yılların geçmesi gerekti.
Çevirmenlik, bilinen bir iştir. Güçlükleri olduğu doğrudur. Ama, eninde sonunda, yaptığımız iş, bir dilde yazılan ya da söyleneni bir başka dile aktarmaktır. Benimki ise bambaşka bir olaydı. Aynı dili konuşan insanların söylediklerini gene aynı dile çevirmek. Bana öyle geliyordu ki, evde büyüklerle küçüklerin, okulda öğretmenle öğrencilerin, sokakta köylülerle kentlilerin, ülkede yönetenlerle yönetilenlerin birbirlerini anlamaları için birinin çıkıp bir tür çeviri yapması gerekiyordu. Ve başka konularda olduğu gibi, bu konuda da sorumluluk duyuyor, hatta çoğu kez bu sorumluluğun altında eziliyordum. Gene de bir başkası üstlenmediğine göre, bu görevimi yerine getirmeliydim. Yılmak bilmez bir bağlılıkla işimi sürdürdüm.
Çevirmenlik görevim kimi zaman mutlu sonuçlar doğuruyordu. Beyazıt Kitaplığı’nın avlusunda, sevgilisi delikanlıya aşktan söz etmek isterken kimya formülleri anlatan genç kızın sözlerini Türkçe’ye çeviriyordum örneğin. Genç kız, mutluluktan bayılmış gözlerle bakıyordu bana. Ya da bir felsefe kitabını bir türlü anlayamayan arkadaşıma yeniden ve gene Türkçe anlatıyordum Eflatun’un dediklerini. Bu kez anlıyor ve çok sevdiği felsefe konularında ilerliyordu. Ama kimi zaman da kolayca tahmin edebileceğiniz gibi, inanılmaz karışıklıklara, kızgınlıklara neden oluyordum.
İnsanların konuşmalarındaki ikiyüzlülükten mi kaynaklanıyordu acaba benim bu mesleğim diye düşündüğüm çok olmuştur. Bir ölçüde doğrudur bu. Ama tümüyle değil. Söylediğinin tersini düşünen birinin yüzünden maskesini sıyırmak bu anlamda bir çeviridir elbette. Ama iki ayrı insanın, aynı sözcüğü, örneğin özgürlük ya da masa gibi biri soyut, öbürü somut iki sözcüğü tümüyle ayrı ayrı kavradıklarına da tanık oluyordum. Böyle durumlarda, elbette bir ikiyüzlülük söz konusu değildi. Ama gene de bir çeviri gerekiyordu.
Beni en çok şaşırtan olay, günün birinde, iki insanın sözlerini aynı dilde birbirine çevirirken, benim kullandığım sözlerle yeni ve üçüncü bir dil oluştuğunu görmem oldu. çünkü eninde sonunda iki taraf arasında bulunan ben de, bir dille konuşuyordum. Ve bu dil, öbür ikisinden farklıydı. İki insan, iki topluluk ya da yeryüzü ile insan arasında yeniden üretilen bir dil.
Şimdi kimi zaman düşünüyorum: Acaba edebiyat denen şey bu mu? Bu konuda bir yazı yazmayı da bu yüzden düşündüm.

Katıldığım Etkinlikler

Oca.01

Lider ve yönetici arasındaki fark nedir?

Lider ve yönetici birbirine yakın gibi duran, hatta çoğunlukla birbirinin ikamesi olarak da kullanılan aslında birbirlerinden oldukça farklı iki kavramdır. Bu kavramların flu görüntüsü çoğunlukla  birbirlerinden rol çalarak daha karmaşık bir hale gelir. Lider vasıflı birini iyi bir yönetici olarak , ya da yöneticilik vasfı belirgin olan birini lider olarak tanımlamak yanlışlığına sıklıkla düşeriz. Aralarında görülemeyecek kadar ince çekilmiş çizgiden yahut flu görüntüden bu iki kavram eşanlamlı sözcüklermiş gibide görülmektedir.

Bu yazıda lider ve yönetici arasındaki farkı ortaya koyarak flu görüntüyü netleştirmek istiyorum. Öncelikle bu iki kavram eş anlamlı olmadığı gibi birbirinin ikamesi de değildirler. Şunu belirtmekte yarar görüyorum. Lider iyi bir yönetici olmayabilir, zaten olması da gerekmez. Fakat bir yönetici aynı zamanda liderlik vasıflarına sahipse yemeğin yanına konulan künefe gibidir. Yöneticinin liderlik boyutu etkili bir yönetim oluşturmasına önemli katkılar sağlayarak klasik yönetim anlayışının eksiklerini de giderir. Liderliği tanımlayan kavramlar; önderlik, başlatıcılık, etkileme, yenilik, değişim, dönüşüm, insan ilişkileri ve gönüllülük iken yöneticilik ile ilgili sık kullanılan kavramlar ; yetki, yürütme, otorite, kurallar ve statüko vb. kavramlardır.

Drucker’ a göre lider ile yönetici arasında 6 önemli fark vardır.

· Yönetici, bulunduğu alanı idare eder. Lider ise sizi yeni bir alana taşır

· Yönetici, karmaşa ile uğraşır. Lider, belirsizlikle uğraşır

· Yönetici, karar verir. Lider, hüküm verir.

· Yönetici işi doğru yapar. Lider, doğru işi yapar

· Yöneticinin dikkat ettiği verimliliktir, Lider, etkin olmaya odaklanır

·  Yönetici neler olduğunu görür ve duyar. Lider, hiçbir ses olmadığı zaman duyar, hiçbir ışık olmadığı zaman görür.

· Yöneticiye görevi veren şirkettir , lider, görevini izleyenlerinden alır

Kapitalizmin işleyişini anlatan lider ve yönetici rollerine ilişkin aslan ile karınca hikayesini bilmeyeniniz yoktur.

Küçük bir karınca her sabah erkenden işine gelir ve neşe içinde çalışmaya başlardı…

Çok çalışır… Çok üretir… Ve bunları keyif içinde yapardı.

liderPatronu aslan, karıncanın başında yöneticisi olmadan kendiliğinden bu kadar hevesle çalışmasına çok şaşırırdı. Bir gün kârı ve verimliliği arttırmak için aklına parlak bir fikir geldi. Eğer karınca, başında bir yönetici bile olmadan bu kadar üretken olabiliyorsa, bir de başarılı bir yöneticisi olsa neler yapardı.

Bunun üzerine, müthiş bir yöneticilik kariyeri olan ve yazdığı raporlarla ünlü hamamböceğini işe aldı. Hamamböceği işe öncelikle bir saat alarak başladı. Böylece karıncanın çalıştığı saatleri tam olarak ölçebilecekti. İş saatlerinde gevşekliğe müsaade etmeyecekti. Elbette raporlarını düzenleyecek bir sekretere de ihtiyacı olacaktı. Bu nedenle hem telefon trafiğini yönetmek ve hem de arşiv işleri için örümceği işe aldı.

Aslan, gelişmelerden çok memnundu. Hamamböceğinin hazırladığı raporlar gerçekten harikaydı. Hatta ondan üretim hızını ölçen ve kârlılığı analiz eden renkli grafikler de hazırlamasını istedi. Böylece bu raporları ortaklarına sunum yaparken kullanabilecekti.

Hamamböceği, bu raporları üretebilmek için yeni bir bilgisayara ve donanıma ihtiyaç duydu. Artık artan ekipmanlar için de artık bir bilgi işlem departmanı oluşturmanın zamanı gelmişti. Bu işleri idare etmek için sineği işe aldı.

Bir zamanlar mutlu, üretken ve rahat olan karınca bu yeni toplantı düzeninden ve evrak işlerinden yılmıştı. Zamanın büyük bir kısmını sorulan soruları cevaplamak ve evrak işleri yapmakla geçiriyordu.

Aslan, karıncanın bölümünün giderek büyümesinden memnundu. Bölümü daha da büyütmek üzere bir üst yöneticiye ihtiyaç olduğunu düşündü. Ve bölüm başkanı olarak başarıları ile ünlü ağustos böceğini işe aldı.
Kendi rahatına ve keyfine düşkün ağustos böceğinin ilk icraatı ofisi rahat edebileceği yeni mobilyalarla döşemek oldu. Tabii ki kendisinin yeni bir bilgisayara, bütçe kontrol ve stratejik verimlilik planı hazırlanması için kişisel bir yardımcıya ihtiyacı vardı. Bunun üzerine eski işyerindeki yardımcısını işe aldı.

liderlik-dersiKarıncanın çalıştığı yer giderek kimsenin gülmediği, neşesiz ve mutsuz bir mekâna dönüşmüştü. Ağustos böceği, patronu aslanı ortamın ruh halini değiştirecek bir çalışma yapılması gerektiğine ikna etti.

Bunu üzerine, karıncanın bölümünde olup bitenleri gözden geçiren aslan, üretimin ve kârlılığın dramatik bir şekilde düştüğünü fark etti. Hemen, son derece itibarlı ve iyi tanınmış bir danışman olan baykuşu sorunu çözmesi için işe aldı.

Baykuş, karıncanın departmanında 3 ay geçirdi. Bu hummalı çalışmanın ardından ciltlerce süren muhteşem bir rapor yazdı.

Raporun sonucu şuydu: “Departmanda aşırı istihdam vardı.”

Aslan, raporu inceledikten sonra dramatik bir karar verdi.

Ve elbette, ilk olarak negatif tavırlarıyla dikkat çeken, mutsuz ve çalışma isteğini kaybetmiş olan karıncayı işten çıkardı…

Kıssadan hisse:

· Lider, insan odaklıdır; yönetici ise örgüt…

· Lider, başarı odaklıdır; yönetici ise kâr…

· Lider, yaratıcılığı özendirir ve ödüllendirir; yönetici, örgüte uyumu ve verilen talimatların yerine getirilmesini…

· Lider, “En çok hoşumuza giden insan kendimize benzettiğimiz insandır” anlayışının, “farklı olandan” yararlanmayı önlediğini bilen kişidir.

· Lider için hayatta en anlamlı kelime “biz”, en anlamsız kelime ise “ben”dir…

· Lider, insanların yalnız yaptıklarından değil yapmadıklarından da sorumlu olduklarını onlara telkin eden kişidir.

· Lider akıllı olmaktan çok o aklı yerinde kullanan insandır.

· Lider, hayat merdivenlerini çıkarken insanlara saygılı olmayı ve yardımlaşmayı önerir çünkü aynı merdiveni inerken onlara muhtaç olma olasılığı vardır.

· Lider, hiçbir başarının raslantısal ve kolay olmadığını bilen insandır.

· Lider, dev gibi eserler bırakmak için, karıncalar gibi çalışmanın gereğini bilen ve başkalarına telkin eden insandır.

 Yönetici işleri doğru yapar, lider doğru iş yapar.(W. Bennis)

Dipnot: Yazı içerisinde alıntı mevcuttur.

 

Girişimcilik

Ara.30

Zengin birisi ile evlenmek isteyen kıza ibretlik cevap !

Dünyanın en büyük finans şirketlerinden J.P. Morgan’ın CEO’su James Dimon’un, zengin koca avcısı bir kızın kendisine attığı bir elektronik postaya verdiği ibretlik cevap.

Zengin birisi ile evlenmek isteyen bir kızın J.P. Morgan’a yolladığı elektronik posta :

Sayın Morgan,

Sizinle dürüst olacağım. Bu yıl 25 yaşına giriyorum. Çok güzelim, iyi bir stilim var ve kaliteli şeyleri severim. Yıllık geliri en az 500 bin dolar veya daha fazla olan bir adamla evlenmek istiyorum. Aç gözlü olduğumu düşünebilirsiniz fakat New York’ta yıllık geliri 1 milyon dolar olan insanlar maalesef orta sınıf sayılıyor.

Çok şey istemiyorum. Sizin sitenizde yıllık geliri 500 bin dolar veya daha fazla olan biri var mı? Hepiniz evli misiniz? Bu konuları merak ediyor ve sormak istiyorum, sizin gibi zengin insanlarla evlenmek için ne yapmam gerek?

Bugüne kadar birlikte olduğum erkekler arasında en zengini yılda 250 bin dolar kazanıyordu. Central Park’ın batı yakasında, yüksek bütçeli rezidanslarda yaşamak isteyen biri için yıllık 250 bin dolar yeterli değil. Size alçak gönüllülükle soruyorum:

1) Zengin bekarlar nerede takılır? (Lütfen bar, restaurant, spor salonu, kulüp, vs. gibi mekanların isimlerini ve adreslerini yazar mısınız.)

2) Hangi yaş kategorisine odaklanmalıyım?

3) Çoğu zenginin eşleri neden ortalama güzellikte? Bir kaç kızla tanıştım; güzel veya ilgi çekici değiller ama zengin erkeklerle evlenebiliyorlar.

4) Kimin karınız, kimin yalnızca sevgiliniz olabileceğine nasıl karar veriyorsunuz? Benim hedefim evlenmek. Zengin bir adamla evlenebilmek için ne yapmalıyım ?

Saygılarımla

Bayan Güzel

James Dimon’un kıza yanıt olarak yolladığı elektronik posta :

Sevgili Bayan Güzel,

zengin-birisi-ile-evlenmek-isteyen-kiza-ibretlik-cevap-ilgincbirbilgi

Yazınızı büyük bir ilgiyle okudum. Tahmin ediyorum ki sizin gibi aynı soruları soran pek çok genç kız var. Lütfen profesyonel bir yatırımcı olarak durumunuzu analiz etmeme izin verin. Benim yıllık gelirim 500 bin doların üzerinde, sizin kriterlerinize uyuyor, bu sebeple zamanınızı boş yere çalmadığımı umut ediyorum.

Bir iş adamı gözünden bakarsak, sizinle evlenmek kötü bir fikir. Nedeni ise çok basit, lütfen açıklamama izin verin. Detayları bir kenara bırakırsak, yapmaya çalıştığınız şey “güzellik” ile “para” ikilisini takas etmek: A kişisi güzelliği sağlar, B kişisi de bunun için ödeme yapar, gayet adil. Fakat burada ölümcül bir problem var; sizin güzelliğiniz kaybolacak ama benim param iyi bir sebep olmadıkça tükenmeyecek. Aslına bakarsanız, benim gelirim yıldan yıla artabilir, ancak siz yıldan yıla güzelleşemezsiniz. Bu sebeple, ekonomik açıdan bakarsak, ben değer kazanan bir varlıkken siz değer kaybeden bir varlıksınız. Hem de sıradan bir değer kaybı değil, katlanarak artan bir değer kaybı. Eğer güzellik sizin tek varlığınızsa, değeriniz 10 yıl sonra çok daha düşük olacak.

Wall Street’te kullandığımız bir terimden yola çıkarsak, sizin için “takas pozisyonu” diyebiliriz, “satın al ve bekle” değil. Sizi satın almak iyi bir fikir değil, bu sebeple kiralamayı tercih ederim. Çünkü alışveriş değeri düşen bir şeyi uzun süre elde tutmak hiç de akıllıca değildir. Şüphesiz; aynı şey sizin istediğiniz evlilik için de geçerli.

Bu yazdıklarım size zalimce geliyorsa bir de şöyle düşünün; tüm paramı kaybetseydim, beni terk etmez miydiniz? Aynı şekilde güzelliğinizi kaybettiğinizde, benim de çıkış yolunu bulmam gerekmez mi?

Yıllık geliri 500 bin doların üstünde olan insanlar aptal değil; sizinle yalnızca çıkarız ama evlenmeyiz. Size, zengin bir adamla evlenme fikrini unutmanızı öneririm. Bu arada, yılda 500 bin dolar kazanan o zengin siz olabilirsiniz. Zira o kadar parayı kazanmak, zengin bir aptal bulabilme ihtimalinizden daha yüksek…

CEO J.P. Morgan

Yaşamsal Konular

Ara.28

Teknoloji Kölesi İnsanlar Olmayın!

Sabah kalktık, hazırlandık, sokağa attık kendimizi. İșe gitmek için metroya bindik. Boş bir yer bulduk oturduk. Canımız sıkıldı telefonumuzu çıkardık. Çevremize baktık. Herkesin elinde iPhone’lar Galaxy’ler Lumia’lar HTC’ler.. Üstünde düzgün kıyafeti, sırtında düzgün montu olmayan gençlerin yaşlıların elinde iPhone..

Elindeki Galaxy’nin işlevlerini, özelliklerini adam akıllı bilmeyen bir amca hırsla ‘Angry Birds‘ oynuyor. O an kafasındaki tek şey domuzları yok etmek. Sorsan çoğunun kontörü yok, -8 de kullanıyor telefonu. Maksat hava atıcak bi iPhone’um var diye. Daha orta okulu bitirmemiș çocukların ellerinde kafaları kadar telefonlar.. Babasına yalvar yakar, ağlaya ağlaya aldırdıkları telefonlar, 24 taksitle aldırdıkları telefonlar…

teknolojiEvlere bakıyoruz. Gelirini elektriğe, suya, doğal gaza ve buzdolabını az çok doldurmaya anca yetiren bi ailenin evinde interneti eksik olmuyor. Oturma odasına gidiyoruz. Büyük ekran televizyonumuz da eksik değil tabi ki. İnsanların elindeki teknolojik imkanlar ile birbirine hava attığı bu devirde bu tür tablolar görmeye alıșmıșızdır. Durmaksızın çıkan telefon, bilgisayar, televizyon vb. modelleri arasında boğulan dar gelirli aileler..

Toplumdaki maymun iştah sonucunda bu ürünleri almaya itilen insanlar. Elindeki dandik fenerli telefondan dolayı arkadaş çevresi içinde kendini ezik hisseden gençler.. Teknolojinin esiri olmuş bir toplum.. Ardı ardına çıkan ürünler sonucu insanlar ne alacağını şaşırıyor. Örneğin bir telefon çıkıyor. O an piyasanın en iyi telefonu diye çıkan bu telefonu Xşahsı alıyor. Aynı şirket bu telefondan daha iyi olduğunu söyleyerek ve tekrar piyasanın en iyi telefonu olduğunu iddaa ederek 1 yıl sonra bir telefon daha sürüyor piyasaya.

Öncekinden farkı bir iki ghz daha hızlı işlemci, üç beş megapixel daha iyi bir kamera, parmak izi okuyucusu, göz takibi vb gibi hayat kurtaran(!) özellikler. X şahsı da ‘Aaa bu en iyisiymiș, o zaman bunu alayım, daha elimdeki telin arka planındaki uygulamaları bile kapatmasını bilmiyorum. Ama bu telefon daha iyi, almazsam insanlar beni ezer. Ihihi‘ diye telefonu alıyor. Ve seneye bir telefon daha çıkarıyor aynı şirket. Daha iyi olduğunu iddaa ediyor. X şahsı yine alıyor.. Bunun sonu yok. Ve insanlar buna gözü kör şekilde aldanıyor.

Gereksiz yere bir sürü para israf ediliyor, havaya saçılıyor. Mutlu olanlar ise müşterileri aptal yerine koyan şirketler oluyor. Bu ticari bir taktik. Sanıyor musunuz ki o şirket o üç beş megapikseli, parmak izi okuyucusunu vb. bir yıl önceki çıkardığı cihaza ekleyemezdi ? Çok daha iyisini yapardı. Ama bi anda elindekinin en iyisini tek cihazda toplarsa, sonraki sene ne satacak? Milleti nasıl mal yerine koyacak?

smarttvSmart TV saçmalığı mesela ? Bir televizyonun internete bağlanmasını sağlamayı yıllar önce yapamazlar mıydı sizce? Çok rahat yaparlardı. Ama baktılar insanlar artık bilgisayarları kullanıyor film veya dizi izlemek için. Hemen bu işi sürdüler piyasaya. Millet de ‘Aaa televizyondan internete giricem. Bütün gün telefondan ve bilgisayardan girdiğim yetmiyor. Akşam televizyondan da gireyim. Feysbuka falan da girerim. Milletin saçma durumlarını kocaman ekranımla okurum. Ihihuhihi.‘ diye saldırıyor bu ‘Smart TV‘ lere.

Düşünsenize belki ıșınlanmayı buldular ama duyurmuyorlar. Neden ? O kadar araba firması, uçak firmaları, havayolu şirketleri, ulaşım şirketleri çok büyük darbe yer de ondan dolayı. Bulunmuş olsa bile kullandırmazlar. Bunların hepsi insanların maymun iştahlarını kendilerine karşı kullanılması. Zararlı çıkan yine bizleriz. Teknolojinin kölesi olmayalım. Teknolojik aletler mi bizi kullanıyor, biz mi onları kullanıyoruz dikkat edelim.

 

Not: Yazıyı severek takip ettiğim Enes İlhan’ın blogunda gördüm ve yazıya düştüğü not itibarı ile bu yazının Facebook üzerinde paylaşıldığını bildiririm ama bu yazının altına bende imzamı atarım.Kölesi olmadan kullanalım bu teknolojiyi..

Teknoloji Dünyası

Ara.27

Yönetim Bilişim Sistemleri

Yönetim Bilişim Sistemleri nedir?  Yönetim Bilişim Sistemleri uzmanı ne iş yapar? Bilgisayar mühendisliği yada işletme öğrencisinden farkı nedir? Üniversite tercihlerimi yaparken bu bölümü o kadar çok araştırma yapmama rağmen hala bölümle ilgili eksik bilgilerim mevcut ve kendi bölümümü tanımlamakta güçlük çekiyorum, kaldı ki henüz derin bir araştırma yapmamış arkadaşların bölümü tanımlamakta zorlanması gayet normal bir durumdur. Kariyer hedeflerimizi yapmamız ve ona göre kendimizi geliştirmemiz gereken bir evrenin içinde iken bölümün anlaşılamıyor olması oldukça zor bir durumdur.


Yönetim Bilişim Sistemleri (YBS),
insan, teknoloji ve organizasyonu içine alan bir bilim dalıdır. Yönetim, bir yönetme, idare etme işidir. Bu iş ancak insanlar eliyle yapılır. Bilişim, bilginin teknolojik cihazlar aracılığıyla akla uygun olarak düzenli bir şekilde işlenmesi bilimidir. Sistem ise insanoğlunun elektronik cihazlarla bilgiyi işlemesi için bir düzen kurması, yol ve yöntem belirlemesidir.

YonetimbilisimsistemleriBir düzen kurulması için de bir işletme, kurum veya kuruluşa ihtiyaç vardır. Dolayısıyla bilişim sistemleri, teknik ve işletme fonksiyonlarının yönetimsel bakış açılarını birbirine bağlayan konuları kapsamaktadır. Bir amaca hizmet etmeyen, insanların yararına sunulmayan bilgi faydasızdır. YBS, işletme faaliyetlerinin daha iyi hale getirilebilmesi için bilginin nasıl kullanılabileceğini göstermektedir.

bilisim_sistemleri_02Bilginin analiz edilerek insanlığın veya işletmelerin hizmetine sunulması, yeni hizmet veya ürünlerin ortaya çıkarılması, sorunlara çözüm olmak üzere yeni sistemlerin geliştirilmesi konularına meraklı ve ilgili kişiler için tercih edilebilecek bir alandır, Yönetim Bilişim Sistemleri, hem iş süreçlerine hem de bilgi ve iletişim teknolojilerine odaklanan uzmanlık alanıdır. Bu alanda elde edilecek olan bilgi ve beceriler muhasebe, finans, pazarlama gibi işletme fonksiyonlarında teknolojik gelişmeleri açıklamaya yardımcı olacak çözüm önerileri geliştirmeyi sağlar. Bu çözüm önerilerini hayata geçirecek ekiplerin kurulması ve yönetilmesi Yönetim Bilişim Sistemleri ’nin bir parçasıdır. Günümüz işletmelerinin rekabette öne geçebilmesi için en büyük güç olan bilgiyi etkin, verimli ve amaçları doğrultusunda kullanmaları zorunludur. Bu nedenle işletmelerin iş gereksinimlerini anlayıp bunlara teknolojik bir perspektiften bakarak çözüm önerisi geliştirecek uzmanlara ihtiyacı vardır.

Yönetim Bilişim Sistemleri ile Bilgisayar Bilimleri arasındaki temel farklar aşağıdaki tabloda gösterilmiştir:

Yönetim Bilişim Sistemleri Bilgisayar Bilimleri
Odak Organizasyon Yazılım
Amaç İşletme faaliyetlerinde maksimum etkinlik ve etkililik Güvenilir bilgisayar programı
Temel beceri Problem çözme Mantık / Yöntem
Temel görev Bilişim sistemleri için iş ihtiyaçlarını tanımlamak Tanımlanan ihtiyaçlar için bilişim sistemleri geliştirmek
Teori / Uygulama ağırlığı Eşit dağılım Uygulama
Genel iş unvanı Analist / Tasarımcı Program geliştirici
Kariyer amacı Üst düzey organizasyon yöneticisi Program yöneticisi
Yönetim Bilişim Sistemleri

Ara.27

Kadın Girişimci Örneği Tülin Akın

İlk girişimcilik yazımda her hafta yazmaya çalışacam desemde aradan 1 ay geçmiş, Girişimcilik Hikayesi Seri -2 de Başarılı kadın girişimci Tülin Akın’dan bahsetmek istedim. Melis Dabaoğlu’nun Tülin Akın ile röportajından kesitlerle başlayalım.

”Mıncıklamadan domates mi alınır?” dediler

24 yaşındaki Tülin Akın, Türkiye”nin, tarım sektörü için oluşturulmuş ilk ve tek tarımsal e-ticaret platformu olan www.tarimsalpazarlama.net”in proje koordinatörü. Öğrenciyken başladığı projeyi ticari boyuta taşıyarak kendi içinde 12 kişiye istihdam yaratabilecek hale getirmiş. Bugün 6 binin üzerinde üyesi olan site her hafta düzenli olarak 27 bin kişiye, yeni işbirliği olanaklarını bildiren bir e-bülten ile ulaşıyor.

tulinakinİstanbul”da doğup, öğretmen bir ailenin çocuğu olarak eğitimini Anadolu”nun çeşitli okullarında tamamlayan Tülin Akın”ın hikâyesi, 2003 yılında Akdeniz Üniversitesi”ne bağlı Korkuteli Meslek Yüksek Okulu Tarımsal Pazarlama bölümüne girmesiyle başlıyor. Okuldayken, tarımsal üretim bölgelerine yaptığı ziyaretlerde tarım sektöründeki iletişimin çok ilkel koşullarda gerçekleştiğini görmüş ve www.tarimsalpazarlama.net platformunu hayata geçirmeye karar vermiş. Sektörün duyarsızlığına ve desteklemek yerine kösteklemesine rağmen projeyi Türkiye ve yakın ülkelerde duyurmayı başarmış. İsrail, Hollanda, Almanya, İspanya ve İtalya”dan gelen talep ve işbirliği imkânlarını site üzerinden duyurmaya başladığında projenin kırılma noktası gerçekleşmiş ve bilinirlik seviyesi oldukça yükselmiş.

Akın, bilgisayarla tanışmasını şöyle anlatıyor; “15 yaşımda liseden mezun olduktan sonra iki kez üniversiteyi kazanmama rağmen ailem beni okula göndermedi. Bilgisayarla ilk tanışmam 2000 yılında bir bilgisayar kursunda oldu. Bilgisayar programlarını öğrenmekle işe başladım, öğrendiğim her program bana yeni işlerle geri döndü. İnternetle de tanışmamla, dünyayı yeniden keşfettim. Aradığım, merak ettiğim her şeyi bulup, çok zor işlerin kolaylaştığını gördüm. Mesela ”kapı kapı iş aramak” deyimini internet yok ediyordu.” Bilgisayar öğrendikten sonra çalışma hayatına atılmış ve kendi parasını kazanıp, tekrar sınava girmiş ve üniversiteyi kazanmış Tülin Akın. Bu sefer kendi masraflarını karşılayabildiği için, ailesi maddi zorluk yaşamadan üniversiteye gidebilmiş.

”İnternet günahtır”

tarimsalpazarlamaVe Akdeniz Üniversitesi Tarımsal Pazarlama bölümünde okurken de internetin nimetlerinden yararlanmayı aklına koymuş. “Türkiye”de tarım alanında çok büyük bir pazarlama sorunu vardı. Tüm dünyada, pazarlamada aktif olarak kullanılan internetin bu yönde de kullanılabileceğini düşündüm ama yapacağım işin en büyük zorluğu, internet kullanımı çok az olan bir kesime internet projesi yapıyor olmamdı,” diyen Akın, bu alanda yeni internet kullanıcıları oluşturmak için ilgi çekmek zorunda olduğunu görmüş. Tabii bu arada bir ekip oluşturmuş, onu da internet aracılığıyla yapmış. “İnternete bıraktığımız bir ilan sayesinde programcımız Devrim Altınkurt”la tanıştık ve tam sekiz ay birbirimizi görmeden iş yaptık.

tulinakin-tarimsalpazarlamaBirçok arkadaşımız projeye evden çalışarak devam ediyor ve biz koordinasyonu internet üzerinden sağlıyoruz,” diyor. Bu arada Türkiye”nin belli başlı gerçekleri, ekibin yaşadığı en önemli sorunların kaynağı olmuş. İnternet kullanımının çok düşük olması, tarım sektörünün az tahsil görmüş kişilerden oluşması ve karar verici kişilerin internet kullanmaması, bunların belli başlıları. ”İnternet günahtır,” diyenler, ”Mıncıklamadan domates mi alınır?” diyenler olmuş. ”Bırak bu projeyi, gel bizde çalış,” diyen iyi niyetliler de çıkmış! Bütün bunları kulak arkası eden Akın, arkadaşlarıyla birlikte projesini anlatmak üzere pek çok fuara katılmış. Üretici bölge toplantıları gerçekleştirmiş, düzenli olarak bilgilendirme mesajları göndermiş, bıkıp usanmadan internetin mutfakta mikser kullanmaktan ya da çiftçi için traktör kullanmaktan daha zor olmadığını anlatmış. Şimdi birçok çiftçi onun bu uğraşları sonucunda ürünlerini internet üzerinden satıyor ve kendisine yarar sağlıyor. Tülin Akın, bu başarı öyküsünün arkasında ihtiyaca yönelik içerik hazırlamalarının, siteyi sıklıkla güncellemelerinin, vizyon çalışması yapmalarının ve çiftçileri yurt dışı bağlantıları ile tanıştırmalarının olduğunu söylüyor.

Tülin Akın hakkında yeterince bahsedemezsek de  Tarımsalpazarlama.com ‘un girişim öyküsünden yeterince bahsettik. Türkiye de değerli kadın girişimcilerin çoğalması temennilerimle girişimcilik hikayesi seri 2 yazıma noktayı koyuyorum.

 

Girişimcilik